Bugun...


HAYRİ BOSTAN: Barış, kardeşlik lafla olmuyor
Artık İslam adına bir kanaat belirtmek, bir konuda konuşmak çok tehlikeli hale gelmiştir. Tek geçerli yol, bir tarafa yamanıp karşı tarafa yumruk sallamak, küfretmek, hakaret etmek, tehdit etmek kalmıştır.

facebook-paylas
Tarih: 14-03-2019 23:34
HAYRİ BOSTAN: Barış, kardeşlik lafla olmuyor

İslam barış dinidir. Selam barış demektir. Ama gel gör ki günümüzde çokları barış sözcüklerini savaş sözcükleriyle değiştirmişler.
Bazen sınıflarda öğrencilere “cumhuriyet ne demek” diye sorardım. Aldığım cevap ne olursa olsun ardından “demokrasi ne demektir” diye sorardım.

  Öğrencilerimizin cumhuriyet ve demokrasi sözcüklerinin farkını belirterek tanımladıklarına pek rastlamadım. Tıpkı bunun gibi, “adalet ne demektir” diye sorduğumuzda “eşitliktir” diye cevap vermeleri gibi. İnsanların çoğu adaletin eşitlik anlamına geldiğini sanır. Hâlbuki eşitlik adalet değil, belki de zulümdür. Adalet herkese hakkını vermektir. Eşitlikse herkese aynı şeyi vermektir.
Cumhuriyet cumhurun görüşüne dayanan yönetim şekli demektir. Demokrasi ise herkesin düşüncesini özgürce açıklayabilmesi, azınlıkta da kalsa farklı düşüncelerin kendilerini özgürce ifade edebilmesi anlayışıdır. Çocukluğumuzdan beri en çok duyduğumuz bu kavramların bile aralarındaki ince farkı çoğumuz anlamış değiliz.
Özellikle demokrasi çok önemli bir kavramdır. Çünkü aynı şeyi anlatmaya çalıştığınız bir grup, bir insan topluluğundaki her birey anlattıklarınızdan çok farklı şeyler anlayabilir. Onun için denilebilir ki demokrasi yanlış düşüncelerin de özgürce ifade edilebilmesi anlayışıdır.
Kur’an-ı Kerim’de bu durumu, aklımızı durduracak, kanımızı donduracak kadar açık bir şekilde ifade eden bir ayeti kerime vardır:


اَلَّذ۪ينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ اَحْسَنَهُۜ  اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ هَدٰيهُمُ اللّٰهُ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ


"Sözü dinleyip de onun en güzeline uyanlar var ya, işte onlar Allah'ın hidayete erdirdiği kimselerdir. İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir."(Zümer; 18)


Bugün özellikle medyatik ilim adamlarımız diye tanımlayabileceğimiz Prof. Dr. Mehmet Okuyan, Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Prof. Dr. İlhami Güler, Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün, Mustafa İslamoğlu, Cübbeli Ahmet, İhsan Şenocak, Ebubekir Sifil ve benzeri âlimlerimizin gerek kendi aralarındaki sert tartışmalar, gerekse onları destekleyenlerin oluşturduğu kesimlerin karşılıklı sataşmaları düşündürücü boyutlara varmıştır. Artık İslam adına bir kanaat belirtmek, bir konuda konuşmak çok tehlikeli hale gelmiştir. Tek geçerli yol, bir tarafa yamanıp karşı tarafa yumruk sallamak, küfretmek, hakaret etmek, tehdit etmek kalmıştır.
Hâlbuki bu insanların savundukları düşünceler yeni de değildir. Yüce İslam Medeniyeti tarihi boyunca çok daha marjinal düşünceler çerçevesinde akımlar oluşmuş, kitaplar yazılmış, konuşmalar yapılmış, kavgalar edilmiştir. Bu kötü gidişattan payını almayanlar sadece belli kesimlerin bağlıları, karşı tarafa yumruk sallayanları, hiçbir şey okumadan, bilgi sahibi olmadan slogan düzeyinde fikir sahibi olan kalabalıklardır.


Bir ortamda sohbet ederken vereceğiniz bir örnek, bahsedeceğiniz bir kitap sizi kayıtsız şartsız bir yerlere yamamalarına ve yaftalayıp karalamalarına yetiyor. İşin daha vahim tarafı, siz, hakkınızda döndürülen dedikodulardan, sürdürülen karalamalardan haberiniz bile olmayabiliyor. Çünkü “insanlar konuşa konuşa, hayvanlar ise koklaşa koklaşa anlaşırlar”mış. İşte o birileri sizinle konuşmak, sizi doğru anlamak yerine bir şekilde karalayıp ötekileştiriyor ve mahkûm edebiliyor.


Bu ayrıştırıcı, ötekileştirici, karalayıcı yaklaşımların sebebini anlamak çok zordur. Eskiden diyemeyeceğim yakın zamanlara kadar böyle bir durum yoktu. Mesela bir ilde imam hatip lisesi mi yapılacak, cami mi inşa edilecek, Kur’an kursu mu yapılacak, bir okul mu yapılacak, köprü mü yapılacak. O yerin her partiden, her siyasi görüşten, her sosyal ve kültürel kesimden insanları bir araya gelip yardımlaşıyorlardı ve o eserleri meydana getiriyorlardı. Bu tür hayır işleri için kimin elinden ne geliyorsa esirgemiyordu. Kimi parasını koyuyordu ortaya, kimi nüfuzunu, kimi de emeğini koyuyordu. Düğünlerimizde, cenazelerimizde hiçbir ayrım yapmadan mutlulukları da, acıları da paylaşıyorduk.
Mustafa Kemal Atatürk’ün en çok beğendiğim sözlerinden biri “Yurtta barış, dünyada barış” sözüdür. Birçok güzel söz gibi bu söz de maalesef 15 Temmuz hain kalkışma girişimcileri tarafından kirletilmiş olsa da bence önemli bir sözdür. Bu sözün mefhumu muhalifi “Yurtta savaş, dünyada savaş”tır. Ne kadar korkunç değil mi?

 


Ali Ulvi Kurucu’nun ve Tayyar Altıkulaç’ın hatıralarını okuyanlar şunu görmüş olmalılar: 1922’de doğan merhum Kurucu 1939 yılında Türkiye’den ayrılırlar ve Medine’ye yerleşirler. Çocukluk dönemi çıkarılırsa Türkiye’de çok az bir süre yasadığı, geri kalan hayatını Medine’de yaşadığı, elli yıl ülkesinden uzak kaldığı görülebilir. Tayyar Altıkulaç’ın hayatı da yoksulluklarla başlar. Bugün seksenli yılarında olan Sayın Altıkulaç ülkemizde birçok önemli hizmetlere imza atmıştır. İlkeli olmak uğruna, dini siyasetten uzak tutmak uğruna çok zorluklar yaşamış, çok büyük hizmetlere imza atmış olan bu insanın her nedense çok daha fazla dedikodusu yapılmaktadır. Onun sadece Türkiye Diyanet Vakfını kurması, bu vakfın hac ve umre organizasyonlarına kalite getirmesi, İslam Ansiklopedisinin çıkmasına önayak olması, 29 Mayıs Üniversitesine, Bakü Devlet Üniversitesine ve daha burada sayamayacağımız, Bulgaristan’da, Arnavutluk’ta, Makedonya’da, Kazakistan’da ve daha birçok Orta Asya ülkesinde gerçekleştirilen İslami hizmetlerdeki katkıları hep fedâkârâne ve cefâkarâne hizmetlerdir. Bunun yanında Kur’an-ı Kerim’in ilk yazma nüshaları ile ilgili yaptığı eşsiz hizmetleri vardır. Ayrıca Kur’an-ı Kerim’i baştan sona okuyarak kayıt altına alması, bunlardan üretilen tırlar dolusu CD’lerin, dünyanın her tarafındaki Müslümanlara ulaştırılması; daha önemlisi bu hizmetlerden bir kuruş para almamış olması, geliirnin tamamını TDV’na bağışlaması her türlü takdirin üzerindedir. 2002’de vefat eden Ali Ulvi Kurucu’ya Allah rahmet eylesin. Şüphesiz çok değerli bir insandı. Bir gönül adamıydı. Ama bugün hala hayatta olan Dr. Tayyar Altıkulaç’ın gerek Diyanet camiasına, gerek Türk siyasi hayatına, gerek bilim dünyasına hizmetleri görmezden gelinebilir mi? Bin dört yüz on sayfalık bu dev hatıra kitabını zevkle, dikkatle, altını-üstünü çizerek, notlar alarak okudum. Bir mecliste Sayın Altıkulaç’tan ve hatıratından söz edince birileri çıkıyor, aşağılıyor, karalıyor, her türlü saygısızlığı yapabiliyor. Hayatının son elli yılını Medine’de bana göre asude bir hayat sürerek geçiren Ali Ulvi Kurucu’ya en ufak bir eleştiride bulunana rastlamadım. Ama seksen yıllık mücadele dolu, her türlü yoksulluğu ve imkânsızlığı yaşamış ve ilkeli çizgisinden milim şaşmamış bir insanı bu şekilde dile dolamalar hem ağrıma gidiyor, hem de bunu anlamakta zorlanıyorum. Bu sözlerimi Allah için doğru anlamak isteyenlerin zahmet buyurup merhum Ali Ulvi Kurucu’nun dört ciltlik “Hatıralar”ını ve hemen peşinden de Sayın Dr. Tayyar Altıkulaç’ın üç ciltlik ve bin dört yüz on iki sayfalık, “Zorlukları Aşarken” adlı hatıralarını okumalarını tavsiye derim. Bu zahmete katlanıp bunu yapamayanlarla bizim de konuşacak bir şeyimiz olmaz.


Bugün kitaplarını okuduğumuz, varlıklarıyla iftihar ettiğimiz birçok âlimimiz yaşadıkları devirlerde aynı ya da benzer hodkâmlıklarla, cahil tutumlarla uğraşmışlardır. Hatta birçokları hapse atılmış, dövülmüş, taşlanmış; hatta hunharca katledilmiştir. Birçokları hapislerde çürütülmüştür. Birçok zalimlerin de anıt mezarları, sarayları, debdebe ve şaşaalı yaşam kalıntıları insanların hayranlıklarını celp etmektedir:


 خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَاَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِل۪ينَ


"Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir."  (A'râf; 199)


Her sözü dinlemek ve anlamak, güzel olanına uymak, yanlış olanından sakınmak ve cahillerden yüz çevirmekten başka yapacağımız bir şey yok. Bana göre bütün mesele her zaman ve her konuda doğru bilginin peşinde olmakta, dolduruşlara gelmemektedir. Bunun için de okuduklarımızı analiz etmek, doğruluğunu teyit etmek ve bu tutumu yaşadıkça sürdürmek gerekiyor.






YORUMLAR

Şükrü Topallar
15-03-2019 12:35:00

Esselamunaleykümverahmetullah değerli Hocam.Çok doğru tespitler içeren yazınızı hem memnuniyet, hemde büyük bir üzüntüyle okudum.Hocam tek suçlu siyasiler ve yüce dinimizi siyasete alet eden siyasi partilerdir.Ben 72 yaşındayım, 55 yıldır da siyaseti takip ediyorum hele AKP' nin tek aşına iktidar olduğu son 17 yıldır siyaset bu kadar çığırından çıkmamıştı.Türkiye bir İslam ülkesi olmasına rağmen sırf AB' ye kabul edilmek uğruna AKP hükümeti en büyük günah olan zinayı suç olmaktan çıkardı.AKP ' ye oy veren kaç müslüman bu acı gerçeği biliyor.RTE hızını alamayıp islamı güncellemekten bahsetti.Nerede bu ülkenin Diyanet İşleri Başkanı ve saygın din adamları niçin seslerini çıkarmıyorlar.Camilerimiz AKP ' nin seçim büroları oldu.Bu yüzden maalesef camilerimiz boşaldı.Hocam yazacak ve konuşacak öyle çok konu var ki; müsait bir zamanda bir araya gelelim de dertleşelim.Cumanız ve mübarek üç aylar hayırlı olsun.Sizi üzdüysem hakkınızı helal ediniz.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
YUKARI