Bugun...


HAYRİ BOSTAN: Celaleyn Tefsiri okumalarımız..
Güzel arkadaşlarla güzel bir insanın öncülüğünde Celaleyn okumak bizlere çok şeyler kazandırmıştır. Bunun için Yüce Rabbimize ne kadar şükretsek azdır. Celaleyn Tefsiri okumalarımız, o ve benzeri sohbetlerimiz ve dostluklarımız, arkadaşlıklarımız bize hayatta hiçbir zaman “önemli adam” olmayı özendirmedi.

facebook-paylas
Tarih: 05-12-2019 19:10
HAYRİ BOSTAN: Celaleyn Tefsiri okumalarımız..

“Celaleyn”[1] Tefsiri ile ilk defa imam hatip lisesi son sınıfında öğrenci iken tanışmıştık. O zamanlar İmam Hatip Liselerinin tefsir derslerinde birçok önemli müfessirin tefsirlerinden örnekler yer alırdı. Tefsir dersine giren hocamızın, bazen işin içinden çıkamadığı için bir başka hocamızdan yardım aldığını biliyorduk. Yardım alınan hocamız kendisini mesleğine vermiş, sürekli okuyan, yazan, araştıran, kendini yenileyen bir öğretmendi. Yardım alan hocamız da öğretmenliğe bir yan iş gözüyle bakan, asıl işi, sahibi olduğu tavuk çiftliğinde tavuk yetiştirip zengin olmak olan bir hocamızdı. Sanırım işine odaklanmadığı için zaman zaman zorlanıyordu ve işin kolayına kaçıyordu. Gerek öğrencilik hayatımızda gerekse meslek hayatımızda bu tiplerin her ikisi ile de çok karşılaştık.

Daha sonra Yüksek İslam Enstitüsü sıralarında, tefsir derslerinde gene Celaleyn Tefsiri ile karşılaştık. Yasin, Tebarake, Amme, Enfal Suresi ve bazı kısa sureleri Celaleyn Tefsirinden okumuştuk.

Seksen darbesi sonrası göreve başladığımızda çok değerli arkadaşlarımız ve dostlarımız olmuştu. Çalıştığımız okulun hemen önünde, Boğaz sahil yolunun kenarında bulunan küçücük ve şirin Mahmutçavuş Camiinin imam hatibi Salih Dane, eski usul medreselerde okumuş çok değerli bir arkadaşımız ve büyüğümüzdü. Ders dışı vakitlerimizin çoğu onun etrafında geçiyordu diyebilirim. Caminin içinde küçücük bir odası vardı. O oda bizim birbirinden değerli hatıralarımızla doludur.
Bir ara birkaç arkadaşımızla Salih hoca ile birlikte Celaleyn okumaya karar vermiştik.

Sabah namazlarına Mahmutçavuş Camine gidiyorduk. Namazdan sonra bir saat kadar tefsir okuyorduk. Ardından İstinye’nin o saatlerde tenha olan cadde ve sokaklarından yürüyerek Aksu Markete gidiyor, sıcak ekmek, tulum peyniri, zeytin, helva alıyor, “Neslişah Sultan Camii”[2] lokaline gidiyorduk. Orada peş peşe gelen çaylarla, dumanı tüten ekmekleri ortaya kırarak yaptığımız kahvaltılar asla unutulmaz. Arkadaşımız Hasan Ali o zamanlar henüz evlenmemişti. Salih Hocanın ve diğer arkadaşların ona takılmaları hiç aklımdan çıkmaz. Vahap Bey Ankara İlahiyat Fakültesini bitirmiş ve yeni atanmıştı. O da bekârdı ama henüz genç sayıldığı için ona takılan olmazdı. Ben ise evli ve bir çocuk babasıydım. Salih Hocamız da evliydi ve henüz çocuğu yoktu.

“Celaleyn” adlı tefsir eseri Osmanlı medreselerinde ders kitabı olarak çok okutulmuş, kısa ve öz bir tefsirdi. Ayetler parantez içinde ve açıklamalar parantez dışında yer alır. Her iki müfessirin de ara sıra yaptıkları dilbilgisi açıklamaları çok hoştur. Hem tefsir bilgimizi artırıyorduk hem de Arapça bilgimizi geliştiriyorduk.

Her sabah namazı camide cemaatle kılıp, ardından tarihi Neslişah Sultan Camii lokalinde kahvaltı ettikten sonra okula gidiyor, derslere giriyorduk.

Ders yaptığımız sınıfların pencerelerinden bütün ihtişamıyla İstanbul Boğazı’nı szeyrederdik. Önümüze atlas gibi serilmiş İstanbul Boğazını. Karşı tarafta Asya kıtası, Hidiv Kasrı, Beykoz, Paşabahçe, Çubuklu görünüyordu. Şöyle biraz kaykılıp sağ tarafa bakınca Emirgan Korusu, önümüzde İstinye Tersanesi manzaramızı oluşturuyordu. Bu harika kartpostala daha sonraki yıllarda Fatih Sultan Mehmet Köprüsü de eklenmişti.

Maaşımızın tamamına yakınını, hiç de sağlıklı olmayan gecekondu evlerine kira olarak ödüyorduk. Sürekli geçim sıkıntısı yaşıyorduk; ama kitap fuarlarına bir iki kere değil, neredeyse her gün gidiyorduk. Nerede bir konferans, panel, sempozyum, forum ve benzeri kültürel bir etkinlik varsa dinlemek ve izlemek için koşuyorduk. Hiçbir zaman en ufak bir kişisel çıkar, menfaat hesabı peşinde olmadık. Birçokları bir yandan öğretmenlik yaparken öte yandan yüksek lisans, doktora çalışmalarını yürütüyorlardı. Onların programları ayarlanırken, bizim böyle bir engelimiz olmadığı için açıklar bize yükleniyordu.

Şimdilerde bakıyorum da. Hayatında kitap okumaya kendini geliştirecek etkinliklere ayıracak vakti olmayan akıllı, uyanık arkadaşlarımız bizim duruşumuzu, paylaşımlarımızı acımasızca eleştiriyorlar. Keşke eleştirseler. Bütün ceht ve gayretleri bir yerlere gelmek, mevki-makam kapmak hırsıyla dolu bu arkadaşlarımızın İslami bilgileri de, mesleki bilgileri de slogan düzeyinden hiçbir zaman kurtulamaz.

Sonuç olarak ne onlar bizi beğenir, ne de biz onları. Bu ülkede ömrünü Kur’an’ı anlamaya ve anlatmaya adamış nice hocaların halini görüyorum. En çok onlar saldırılara, sataşmalara, karalamalara, tezviratlara maruz kalıyorlar. Dini, mukaddesatı ve bütün değerleri sadece kişisel amaç ve hedefleri için hoyratça kullananlar her zaman zeytinyağı gibi üste çıkmayı başarıyorlar.

Ben bu durumdan çok mutmain ve mutluyum. Çok güzel dostluklarımız, arkadaşlıklarımız oldu. Hiçbir zaman öğrendiklerimizle yetinmedik. Hiçbir tarikata, cemaate, partiye, ekole kayıtsız şartsız bağlanmadık. Aklımızı, irademizi hiç kimseye ipotek etmedik. Bu bağlanmamış olmamızı onlara karşı olmak şeklinde de göstermedik. Hiçbir kitabı okumadan dışlamadık. Hiçbir konuşmayı dinlemeden yargılamadık. Hiç kimseyi sorgulamadan ve iyice anlamadan dışlamadık ve değerlendirmedik. Hataları olsa da her şahsiyetin iyi yanlarını, güzel yanlarını görmeye çalıştık. Doğruyu söylemek gerekirse çoklarına da yaranamadık. Kimseye yaranmak gibi bir kaygımız da olmadı. İnşallah Rabbimiz ecrimizi verecektir. Zaten dünyada bizler bu duruşumuzun ecrini, bereketini, güzelliklerini hep gördük ve yaşadık.

Güzel arkadaşlarla güzel bir insanın öncülüğünde Celaleyn okumak bizlere çok şeyler kazandırmıştır. Bunun için Yüce Rabbimize ne kadar şükretsek azdır.
Celaleyn Tefsiri okumalarımız, o ve benzeri sohbetlerimiz ve dostluklarımız, arkadaşlıklarımız bize hayatta hiçbir zaman “önemli adam” olmayı özendirmedi.  Egosu tavan yapmış, kazık yutmuş gibi duruşlardan duruş beğenemeyen kişilerden olmadık. Ne mutlu bizlere.

 

HAYRİ BOSTAN
uzmanustaz@hotmail.com

 

[1]) Celâleddin el-Mahallî, ömrünün sonlarına doğru başladığı Tefsîrü’l-Ḳurʾân’ın yarısını yazdıktan sonra vefat etmiş, öğrencisi Celâleddin es-Süyûtî 1 Ramazan 870 (17 Nisan 1466) tarihinde başladığı çalışmasını kırk günde tamamlamış ve eser Tefsîrü’l-Celâleyn (iki Celâl’in tefsiri) adıyla ün kazanmıştır. “Lübbü’t-tefâsîr” (tefsirlerin özü) diye anılan eser çok okunan tefsirlerden biri olma özelliğini günümüzde de korumaktadır. Tefsîrü’l-Celâleyn çok muhtasar şekilde yazılmış olup yapılan sayımlara göre Kur’ân-ı Kerîm âyetleriyle tefsirdeki harflerin sayısının birbirine eşit, Müddessir sûresinden sonra ise tefsir kısmındaki harflerin biraz daha fazla geldiği tesbit edilmiştir (Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 445). Tefsirin hangi yarısının kime ait olduğu hususunda kaynaklarda farklı rivayetler vardır. Kâtib Çelebi’nin de içinde bulunduğu birçok müellife göre Bakara sûresinden İsrâ sûresine kadar olan kısmı Mahallî, daha sonraki kısmı Süyûtî yazmıştır; Fâtiha sûresi de Süyûtî tarafından tefsir edildiği için eserin sonuna konulmuştur (a.g.e., a.y.; Kaysî, s. 78; Bilmen, II, 596). Ancak bu görüşün gerçekle ilgisi yoktur. Zira bizzat Süyûtî’nin mukaddimede ve İsrâ sûresine ait tefsirin sonunda belirttiğine göre Mahallî, Kur’ân-ı Kerîm’i Kehf sûresinden başlayıp Nâs sûresine kadar tefsir etmiş, ardından Fâtiha sûresinin tefsirine başlamış, fakat ömrü yetmediğinden eserini bitirememiştir. Süyûtî de Bakara sûresinden İsrâ sûresinin sonuna kadar gelen sûreleri tefsir etmiş ve Mahallî’ye ait olan Fâtiha’yı tefsirin sonuna koymuştur (Cemel, I, 7; Ahmed b. Muhammed es-Sâvî, IV, 626).

[2] )Sultan II. Bayezid’in torunudur. Çıktığı bir Boğaz gezisinde, dedesi Fatih Sultan Mehmet’in Rumeli Hisarını yaptırırken taş ocaklarından taş çeken işçiler için yaptırdığı ve artık harabe haline gelmiş olan camiyi görür ve bu camiyi restore ettirir. Öldüğünde cenazesi de bu camiin avlusuna defnedilir.

 





YORUMLAR
2 Yorum

BURHANEDDİN KARAL
07-12-2019 14:20:00

Hocam eline diline kalemine ilhamına göz nuruna ve tuşlara bastığın parmaklarının ucuna sağlık..rnNe hoş bir hatıra..rnHem ders verici hem bilgilendirici hem de düşündürücü..rnSenin artık bir HÂTIRAT eseri çıkarma vaktin geldi de geçiyor..rnألله يرضى عليك..

Celalettin Bayram
05-12-2019 21:31:00

Anılar, anılar,anılar.. Güzel bir yazı olmuş. Yaşanmışlıkları paylaşmakta yarar var. Yetmişli yıllarda imam hatip liselerinde celaleyn tefsirinden metinler okunurdu tefsir derslerinde. Bugün tefsir derslerinde sadece kısa sürelerin meal örnekleri . Nereden nereye. Diğer mesleki derslerde de durum farkli değil. Her köşe başına bir İHL açtık ama malesef içerik yok,yada çok zayıf. Mevla sonumuzu hayreylesin diyelim.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
YUKARI