Bugun...


DR.MUHAMMED ERSİN TOY: Suriye’nin Yeniden İnşasında Türk Üniversiteleri Daha Cesur Rol Almalı
Suriye’nin yeniden inşası, aynı zamanda bölgesel bir eğitim merkezi kurma imkânı olarak da düşünülmelidir.

facebook-paylas
Tarih: 16-05-2026 13:33
DR.MUHAMMED ERSİN TOY: Suriye’nin Yeniden İnşasında Türk Üniversiteleri Daha Cesur Rol Almalı

Türkiye, Suriye’nin yeniden inşa sürecine yalnız diplomasi, güvenlik, ticaret, altyapı ve sınır yönetimi üzerinden bakmamalıdır. Çünkü bir ülkeyi kalıcı biçimde ayağa kaldıran şey sadece yollar, binalar, hastaneler, ticaret koridorları ve resmî anlaşmalar değildir. Asıl kalıcı bağ; eğitimle, üniversitelerle, genç kuşaklarla, ortak araştırmalarla, dil merkezleriyle, yurtlarla, kültürel temasla ve medeniyet hafızasını taşıyan organik ilişkilerle kurulur.

Bugün Suriye’de büyük bir akademik boşluk, fakat aynı zamanda büyük bir tarihî imkân vardır. Savaşın yıprattığı şehirlerde üniversite yapılarının yeniden güçlenmesi, gençlerin nitelikli yükseköğretime erişmesi, akademik kadroların desteklenmesi, araştırma kapasitesinin yeniden inşa edilmesi ve Suriye toplumunun bölgesel dünyayla yeniden temas kurması hayati önemdedir.

Bu yüzden mesele sadece “Suriye’de birkaç bölüm açalım” meselesi değildir. Asıl mesele şudur: Türkiye, Suriye’nin yeniden inşasında eğitim, ilim, kültür, insan sermayesi ve gençlik üzerinden kurucu bir rol üstlenmelidir.

Aslında Türkiye bu konuda sıfırdan başlamıyor. İlk adımlar atılmış durumda. Gaziantep Üniversitesi’ne bağlı olarak Suriye’de El-Bab İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Azez İslami İlimler Fakültesi ve Afrin Eğitim Fakültesi kurulmuştur. Sağlık Bilimleri Üniversitesi’ne bağlı olarak Çobanbey/Halep’te Tıp Fakültesi ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu açılması da Türkiye’nin Suriye’de yükseköğretim varlığı oluşturmasının sadece teorik bir fikir değil, uygulanmış bir model olduğunu göstermektedir.

Daha yakın dönemde Şam ve Halep üniversitelerinde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü açılmıştır. Bu adım, yalnızca akademik bir bölüm açılışı değildir; Türkiye ile Suriye arasındaki tarihî, kültürel ve sosyal ilişkilerin kurumsal zemine taşınması bakımından da önemlidir.

İbn Haldun Üniversitesi’nin Halep’te yürüttüğü Arapça Dil Kampı da bu açıdan dikkat çekici bir modeldir. Bütün bu örnekler bize şunu göstermektedir: Türkiye’nin Suriye’de akademik varlık göstermesi mümkündür, uygulanabilir bir zemine sahiptir ve aslında belli ölçüde başlamıştır. Fakat mesele artık dağınık ve sınırlı girişimlerle bırakılmamalıdır. Bu adımlar Türkiye-Suriye yükseköğretim stratejisinin parçası hâline getirilmelidir.

Bugün İstanbul Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Bursa Uludağ Üniversitesi, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi ve benzeri köklü kurumlarımız Suriye’de daha aktif roller üstlenebilir.

Bu rol ilk aşamada büyük kampüsler açmak şeklinde olmak zorunda değildir. Daha gerçekçi ve hızlı uygulanabilir model; ortak sertifika programları, yaz okulları, Arapça hazırlık kampları, ortak yüksek lisans dersleri, öğrenci değişim programları, Türkçe-Arapça dil merkezleri, ilahiyat araştırma merkezleri, sosyal bilimler enstitüleri ve ortak araştırma merkezleri olabilir.

Fakat daha büyük düşünmek de gerekir. ODTÜ’nün Kuzey Kıbrıs Kampüsü modeli ortadadır. Bir Türk üniversitesi, kendi akademik standardını başka bir coğrafyaya taşıyabiliyorsa, benzer modeller neden Suriye için de düşünülmesin? Neden İstanbul Üniversitesi’nin, Marmara Üniversitesi’nin, Ankara Üniversitesi’nin ya da başka köklü üniversitelerimizin Suriye’de akademik birimleri, kampüsleri, merkezleri veya ortak fakülteleri olmasın?

Bu üniversitelerde yalnız Türk öğrenciler değil, Suriyeli öğrenciler de okuyabilmelidir. Hatta doğru model kurulursa yalnız Türkiye ve Suriye’den değil, bütün bölgeden ve dünyadan öğrenciler bu programlara katılabilir. Suriye’nin yeniden inşası, aynı zamanda bölgesel bir eğitim merkezi kurma imkânı olarak da düşünülmelidir.

Özellikle Prof. Dr. Mehmet Görmez Hoca’nın rektörlüğünü yaptığı Türkiye Uluslararası İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi gibi kurumlar neden Suriye’de bölüm, enstitü, araştırma merkezi ya da ortak program açmasın? İslami ilimler, beşerî bilimler, teknoloji, medeniyet düşüncesi ve bölge çalışmaları açısından Suriye büyük bir tarihî ve ilmî zemindir.

Bu yaklaşımın güvenlik ve kurumsal boyutu da göz ardı edilmemelidir. Suriye hâlâ geçiş, toparlanma ve kırılganlık döneminden geçmektedir. Bu yüzden Türkiye üniversitelerinin Suriye’deki varlığı plansız, romantik ya da sadece sembolik olmamalıdır. Güvenlik, barınma, sağlık, ulaşım, akreditasyon, denklik, akademik kalite ve öğrenci rehberliği birlikte tasarlanmalıdır.

Bu noktada yurt meselesi stratejik önemdedir. Öğrenci göndermek sadece sınıf açmak değildir. Öğrencinin güvenli biçimde kalacağı, besleneceği, çalışacağı, araştırma yapacağı, sosyalleşeceği ve gündelik hayatını sürdüreceği bir akademik çevre kurulmalıdır.

Türk üniversiteleri, YÖK koordinasyonunda; Millî Eğitim Bakanlığı, Yunus Emre Enstitüsü, TİKA, Türkiye Maarif Vakfı, Diyanet Vakfı ve ilgili Suriye kurumlarıyla birlikte öğrenci yurtları, dil merkezleri, kültür merkezleri, kütüphaneler ve güvenli ortak kampüs alanları oluşturmalıdır.

Şu anda Suriye, Türk öğrenciler açısından da büyük bir imkân alanı hâline gelebilir. Uzun yıllardır devam eden göç, eğitim, ticaret ve toplumsal temaslar sonucunda Türkiye ile Suriye toplumları arasında yeni bir yakınlık zemini oluşmuştur. Türkiye’de yaşamış, Türkiye’de eğitim görmüş, Türk kurumlarıyla temas etmiş, Türkçe öğrenmiş ya da Türkiye ile ticari ve sosyal ilişki kurmuş geniş bir Suriyeli kitle vardır. Bu zeminin akademik bir modele dönüştürülmesi gerekir.

Bu nedenle Türk üniversiteleri meseleyi yalnızca “Suriyeli öğrencileri Türkiye’ye getirme” politikasıyla sınırlı görmemelidir. Artık tersine bir akademik hareketlilik de düşünülmelidir. Türk öğrenciler Halep’te, Şam’da ve uygun görülen güvenli şehirlerde eğitim programlarına katılabilmeli; özellikle Arapça hazırlık, ilahiyat, tarih, uluslararası ilişkiler, bölge çalışmaları, sosyoloji, mimarlık, restorasyon, sağlık, öğretmenlik ve mesleki eğitim alanlarında Suriye sahasında doğrudan tecrübe kazanabilmelidir.

Özellikle ilahiyat fakülteleri açısından Suriye çok büyük bir imkândır. Türkiye’deki ilahiyat fakültelerinin Arapça hazırlık programlarının bir kısmı neden Halep’te, Şam’da ya da güvenli ve uygun görülen başka şehirlerde yürütülmesin?

Öğrenciler Arapçayı yalnızca sınıfta değil, dilin tarihî, kültürel ve toplumsal bağlamı içinde öğrenebilir. Halep ve Şam sadece şehir değildir; İslam medeniyetinin, Arapçanın, fıkhın, hadisin, edebiyatın, vakıf kültürünün, şehir hafızasının ve tarihî ilim geleneğinin önemli merkezleridir.

Üniversite öğrencileri Suriye’de yalnızca ders almayacaklardır. Aynı zamanda bir tarih, kültür ve medeniyet aktarımının parçası olacaklardır. Türkiye ile Suriye arasındaki köprüler ancak böyle organik ilişkiler kurulduğunda çok daha sağlam bir zemine oturabilir.

Devletler arası anlaşmalar önemlidir; fakat toplumlar arasındaki gerçek yakınlaşma öğrenciler, hocalar, yurtlar, kütüphaneler, dil merkezleri, ortak dersler ve gündelik temaslar üzerinden inşa edilir.

Suriye’nin yeniden inşasında üniversiteler birer “akademik bina” değil, toplumsal onarım merkezleri olarak görülmelidir. Çünkü savaş yalnız binaları yıkmaz; güveni, hafızayı, mesleki sürekliliği, akademik geleneği, şehir kültürünü ve kuşaklar arası bağı da yıkar. Üniversiteler bu kopuşu onarabilecek en güçlü kurumlardan biridir.

Bu açıdan Türkiye’nin Suriye’deki akademik varlığı üç katmanlı düşünülmelidir.

Birinci katman, eğitim ve insan yetiştirme katmanıdır. Gençlerin meslek sahibi olması, öğretmen, doktor, mühendis, ilahiyatçı, tarihçi, sosyal bilimci ve araştırmacı olarak yetişmesi Suriye’nin geleceği için zorunludur.

İkinci katman, kültür ve medeniyet katmanıdır. Türkçe ve Arapça arasında kurulacak yeni dil köprüsü, ortak tarih bilinci, şehir hafızası, ilim geleneği ve kültürel temas Türkiye-Suriye ilişkilerini resmî protokollerin ötesine taşıyacaktır.

Üçüncü katman ise stratejik istikrar katmanıdır. Eğitim; radikalleşmenin, kopuşun, aidiyet krizinin ve dış aktörlerin nüfuz mücadelelerinin panzehirlerinden biridir. Gençlere nitelikli eğitim, kurumsal aidiyet, gelecek ümidi ve mesleki ufuk sunulmadığında, ortaya çıkan boşluğu başka yapılar doldurur.

Türkiye bu boşluğu sadece güvenlikçi refleksle değil; üniversiteyle, eğitimle, yurtla, bursla, dil merkeziyle ve akademik rehberlikle doldurmalıdır.

Bugün bu alandaki boşluk cesur, planlı ve kurumsal biçimde doldurulmazsa, yarın çok geç kalınmış olabilir. Suriye yeniden ayağa kalkacaksa, Türkiye bu sürecin eğitim ve kültür ayağında daha güçlü yer almalıdır.

Çünkü Suriye’nin geleceği yalnız Suriye’nin meselesi değildir. Türkiye’nin bölgesel vizyonu, tarihî sorumluluğu, kültürel derinliği ve stratejik geleceği açısından da belirleyici bir başlıktır.

Bu nedenle artık şu soruyu daha ciddi biçimde sormamız gerekiyor: Gaziantep Üniversitesi’nin Azez, Afrin ve El-Bab’daki fakülteleri; Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin Çobanbey’deki tıp ve sağlık birimleri; Şam ve Halep üniversitelerinde açılan Türk Dili ve Edebiyatı bölümleri; İbn Haldun Üniversitesi’nin Halep Arapça Dil Kampı bize bu yolun mümkün olduğunu göstermişken, neden bu model daha güçlü biçimde yaygınlaştırılmıyor?

Türkiye üniversiteleri Suriye’ye sadece öğrenci kabul eden kurumlar olarak bakmamalıdır. Suriye’nin yeniden inşasında doğrudan yer alan akademik aktörler hâline gelmelidir. Şam’da, Halep’te ve uygun şehirlerde Türk üniversitelerinin hazırlık programları, enstitüleri, ortak diploma merkezleri, ilahiyat ve dil programları kurulmalıdır.

Suriye büyüyecekse, Türkiye ile birlikte büyümelidir.

Bu büyümenin en sağlam zemini de üniversiteler, ilim merkezleri, öğrenciler, hocalar ve genç kuşaklar üzerinden kurulacaktır.

Türkiye’nin Suriye’deki en kalıcı yatırımı betonla değil; insanla, eğitimle, dille, hafızayla ve ortak gelecek tasavvuruyla yapılacaktır.






YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
YUKARI