Bugun...


SELAHADDİN EŞ ÇAKIRGİL: Amerika Kafkasya’ya çöreklendi
Erdemli Toplum Derneği başkanı Yaşar Şahsuvaroğlu’nun düzenlediği Şubat ayı kahvaltılı kültür sohbetinin konuğu Selahaddin Eş Çakırgil’di. Etkinliğe Yüksel Kanar, Mustafa Yürekli, Talip Gül, Mehmet Cangir, Çağrı Cangir, İsa Candemir, Ömer Hakan Özalp, Ahmet Şaruddin ve Zülfü Kılıç da katıldı.

facebook-paylas
Tarih: 05-02-2026 04:11
SELAHADDİN EŞ ÇAKIRGİL: Amerika Kafkasya’ya çöreklendi

Selahaddin Eş Çakırgil, İran ve Pakistan’a dair değerlendirmeler yaptı. Sohbette, adalet, birlik ve düzen kavramları arasındaki ilişki ele alındı.  Bu çerçeveden günümüz İslam dünyası değerlendirildi..

AMERİKA KAFKASYA’YA ÇÖREKLENDİ

Erdemli Toplum Kültür Sohbeti’nin konuğu olan Selahaddin Eş Çakırgil,  Farsça terkibinin doğru telaffuz edilebilmesi için İngiliz alfabesiyle Zengezor, Zangezor.. diye yazılan ve bizdeki medyada de o şekilde tekrarlanan 'Zeng-i Zûr..' bahanesiyle Amerika’nın Kafkasya’ya çöreklendiğini söyledi: ‘Trump Azerbaycan ve Ermenistan liderlerini Washington'a çağırdı ve bir anlaşma imzalamalarını dayattı onlara.. Halbuki, Ermenistan ile İran arasındaki 45 km'lik sınırdan doğuya veya batıya doğru nasıl geçileceği konusundaki Zeng-i Zûr' diye anılan ihtilaflı konu, neredeyse halledilmek üzereyken, konuyu kendisi halletmiş gibi gösteriverdi.. Bu geçişin kontrolü, 99 seneliğine 'Amerika'nın elinde olacak..' diye dayatmada bulunuyor’ dedi...

Selahaddin Eş Çakırgil, ‘45-46 yıldır her türlü entrika ve ambargoyla yıldırmaya çalıştığı İran'ın kuzey sınırlarına, Türkiye’nin doğusuna gelip yerleşecek.. Kafkasya'daki her konu Türkiye'yi de ilgilendirdiğinden, bu 99 senelik anlaşma, Türkiye için de bir tehlike. Niye? Güvenlik uzmanı diye ekranlarda konuşan bazı kişiler, bununla Türkiye'nin önünün taa Orta Asya’ya kadar açıldığını ileri sürüyorlar’’ diyerek medyanın konuyu çarpıttığını ifade etti.

Erdemli Toplum Kültür Sohbeti’nin konuğu olan Selahaddin Eş Çakırgil,'Trump Efendi, zâhiren, Ermenistan - Azerbaycan Savaşı'nı da durdurduğunu iddia edecek.. Halbuki, o savaş, Türkiye'nin müdahalesiyle, birkaç gün süren ve 10 Kasım 2020'de Karabağ'ın ve Azerbaycan topraklarının yüzde 25'ini 30 yıldır elinde tutan Ermenistan'dan kurtarılması zaferiyle, kesin olarak noktalanmıştı. Ama, o zafer kutlamaları bir malûm ölüm yıldönümüne denk gelmesin diye, tuhaf bir anlayışla, 2 gün önce, 8 Kasım'a çekilmişti.

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Türkiye'yle dostça bir komşuluk kurulmadıkça Ermenistan'ın bölgede huzurlu bir şekilde yaşayamayacağını görmüş dikkatli bir lider olarak öne çıktı ve '1915- Ermeni Soykırımı' iddiasının da yalan olduğunu söyledi; Doğu Anadolu'dan bazı yerleri Batı Ermenistan olarak zikreden resmî söylemleri de reddetti; Azerbaycan'la ihtilaflı konuları da halledecek noktaya geldi ve evet, tekrarlayalım, Başkan Erdoğan'la karşılıklı güvene dayanan sağlıklı ilişkiler de geliştirdi. Ama, Ermenistan'ın güney batısında, Azerbaycan'dan 45 km. batıda olan Azerbaycan'a aid olan Nahcivan bölgesiyle ulaşımın nasıl sağlanacağı ve tek yol olarak görülen 'Zeng-i Zûr' konusunda da bir yol bulunabilirdi.. Ama, o da Trump'ın ve Amerika'nın işine gelmezdi’ dedi. Bugüne kadar İran’ın kontrolünde bölgeden geçişin sağlandığını, Ermenistan’la 'Zeng-i Zûr' girişiminin ABD’nin istismarına yol açtığını üzülerek anlattı.

Türkiye’de sınır komşusu İran’ın bilinmediğini, oysa İran’ın Türk devleti olduğunu söyledi. Kacarlar tıpkı Osmanlı gibi Batı’ya karşı mücadele verirken  20. yüzyılın başlarında İran'da Meşruiyet Devrimi yaşandı ve ardından 1925 yılında Rıza Pehlevi'nin son Kacar şahını tahttan indirerek Pehlevi Hanedanı'nı kurmasıyla yeni bir dönem başladığını; Pehlevilerin Batıcı olduğunu; nüfusun büyük çoğunluğunun Türk olduğunu, ‘Şii’ deyip ötekileştirdiğimiz Humeyni çizgisindeki dindar insanların Türk olduğunu hatırlattı. Dolaısıyla İran'daki iç karışıklığı  Batı'nın çikardığını ve toplumun büyük kesiminin desteğini alan İslamcı iktidarın devleti ve rejimi koruduğunu anlattı.

Selahaddin Eş Çakırgil, Azerbaycan ile İran'daki Azerilerin birleşmesi konusunda da 'büyük mü küçüğe dahil olur, küçük mü büyüğe', ortada böyle bir mesele var. Azarbacan'ın 10 milyon nüfusu var, İran'da ise 30, 35 milyon Azeri var' dedi.   

PAKİSTAN ATOM GÜCÜNÜ KULLANAMAZ

Selahaddin Eş Çakırgil, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın askeri ittifak girişimini ve buna İran’ın ilerde katılması meselesini de değerlendirdi.. 'Pakistan’ın nüklüer bombaları var ama yok hükmünde' dedi.  

‘Pakistan’ın ‘atom’ gücünün kontrol altında tutulabilmesi için bir tuhaf yol bulundu: Pakistan Atom bombası, Uluslararası Atom Enerjisi Komisyonu Başkanlığı’nda, Amerika, Rusya, İngiltere ve Pakistan’ın ‘5’li’ bir ‘elektronik güvenlik anahtarı’yla müştereken kullanıma hazır hale getirilebilecek ve ’Ancak Hindistan tarafından bir nükleer saldırıya uğraması halinde’, karşılık verilebilecekti; nasıl olacak idiyse..’ dedi.

Pakistan’ın ‘atom’ gücünün tek başına ya da Müslüman ülkelerle bir olup kullanamayacağını; güvenlik anahtarının Batılı dünya güçlerinde olduğunu söyledi..

“ADALET DAİRESİ” NİZAMI

Şair ve belgeselci Mustafa Yürekli, Erdemli Toplum kültür sohbetinde İslam birliğinin gerçekleşebilmesi için İslam ülkelerinde Müslüman aydınların güçlü olması ve İslam siyaset düşüncesinin ümmetin büyük çoğunluğu tarafından benimsenmesi gerektiğini söyledi: ‘İslam birliği çalışmaları sadece politik bir mücadele olmamalı, politika kültürle temellendirilmeli, birlik, düzen, kardeşlik ve dayanışmanın teminatı İslam kültürü İslam coğrafyasında canlanmalı, kurtuluşumuz buna bağlı’ dedi.

Yazar Yüksel Kanar da, Erdemli Toplum kültür sohbetinde Osmanlı’da “Adalet Dairesi” kavramını anlattı; toplum düzeni, iktisadi işleyiş, siyaset ve hukuk anlayışını doğrudan belirlediğini söyledi. Yüksel Kanar, “Osmanlı İmparatorluğu’nun altı asrı aşan uzun ömrü ve üç kıtaya yayılan hâkimiyeti, sadece askeri güç ya da gaza anlayışıyla açıklanamayacak kadar derin bir zihniyet ve idare birikimine dayanıyordu. Bu devasa yapının nasıl ayakta kaldığını, klasik dönemden modernleşmeye uzanan dönüşümünü ve meşruiyet zeminini kavramak için kilit bir kavram öne çıkar: Adalet Dairesi. ” dedi.

Kınalızade Ali Çelebi (ö.1572) Ahlâk-ı Alâî adlı eserinde Adalet Dairesi’ni “Dünyanın düzenini adalet sağlar; dünya devletin koruduğu bir bahçedir; devleti şeriat korur; şeriatı hükümdar korur; hükümdar asker olmadan ayakta duramaz; asker servet olmadan toplanamaz; serveti halk üretir; halkı hükümdara bağlayan ise adalettir.” şeklinde açıklamış. Bu silsilevî yapıda, zincirin halkalarından herhangi birinin zayıflaması ya da kopması bütün düzenin sarsılması anlamına geliyordu. Adalet ise hem âlemin hem de devletin bekasının sebebi olarak kodlanmıştı. Buna karşılık adaletin zıddı olan “zulüm” düzenin bozulmasını ve nihayetinde devletin çözülüşünü ifade etmekteydi. 

Yüksel Kanar, Adalet Dairesi’nin Şeriat ile Kanun dengesi üzerine oturduğunu söyledi: “Adalet Dairesi’nin merkezinde yer alan Padişah, her ne kadar mutlak bir otoriteye sahip görünse de bu yetki asla sınırsız değildi. Evvela askeri sınıflar ve reaya içindeki eşraf bir güç dengesi olarak bulunurken diğer yandan Padişahın meşruiyeti, adaleti tesis edebilme ve şeriatı koruyabilme kudretine bağlıydı. Osmanlı hukuk düzeni de bu anlayış üzerine bina edilmişti. Şer‘î hukuk ile padişahın iradesini yansıtan örfî hukuk, yani “kanun” birbirini tamamlayan bir bütün olarak işlemekteydi. Kanunnameler, Adalet Dairesi’nin sağlıklı işlemesi için gerekli olan idari ve mali düzenlemeleri bu çerçevede belirlerdi. Padişah, Şeriat ile Kanun’u dengede tutacaktı, sözkonusu dengenin bozulmaması için..” Bu düzende adalet, devlet ile tebaa arasında kurulmuş bir tür toplumsal sözleşmeye benziyordu. Halk isyan etmez, itaat eder ve vergisini verirken devlet güvenlik ve adalet sağlar. Osmanlı siyaset düşüncesinin idealine göre bu denge korunduğu sürece “devlet-i ebed-müddet” varlığını sonsuza dek sürdürecekti.

Söz konusu Adalet Dairesi anlayışı; gücü hukuka, iktidarı mesuliyete, itaati ise adalete bağlayan İslâmî siyaset düşüncesine dayalı bir formülüzasyondu; devletin bekası zulmün önlenmesi, hakkın korunması ve her zümrenin yerini bilmesi esasına bağlanmıştı. Ne var ki modernleşme süreciyle birlikte bu dairenin iç dengesi değişmiş, adaletin ahlâkî ve şer‘î muhtevası daralarak daha çok şeklî ve hukuki bir çerçeveye sıkışmıştı.

Modern çağın meydan okumaları devlet adamlarını bu köklü formülü yeni kavramlarla yeniden yorumlamasını netice vermiştir. Yüksel Kanar, bu çerçevede klasik dönemde “nizamı koruyan” adalet anlayışının modern dönemde “ilerlemeyi mümkün kılan” bir adalet fikrine evrildiğini söyledi. On dokuzuncu yüzyılla birlikte hız kazanan modernleşme süreci bu köklü kavramı da dönüştürdüğünü; geleneksel “nizam” fikri yerini giderek “terakki”, “medeniyet, “hürriyet” ve “meşrutiyet” gibi yeni kavramlara bıraktığını anlattı.

Erdemli Toplum Derneği, yaptığı basın açıklamasında, dernek merkezinde düzenlenen kahvaltılı kültür sohbetini aylık periyotlarla devam ettirileceğini ve başka konuklar da çağırıp sosyal meselelerin konuşulması yoluyla düşünce hayatına katkı sağlanacağını ifade etmişti.






YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
YUKARI