Bugun...


DR.MUHAMMED ERSİN TOY: Savaşın Yalanla Kurulan Cephesi / Trump ve Netanyahu’nun Propaganda Dili
Her şey çok hızlı akıyor. Onlar da bu hızın içine yalanı boca ederek konuyu kapatıyor, gündemi dolduruyor, hakikatin derinleşmesini engelliyorlar. Çünkü artık çok geniş bir alanda kimsenin hakikat diye bir derdi kalmadı. Adalet diye işleyen bir düzen de kalmadı.

facebook-paylas
Tarih: 11-03-2026 14:36
DR.MUHAMMED ERSİN TOY: Savaşın Yalanla Kurulan Cephesi / Trump ve Netanyahu’nun Propaganda Dili

Bugün İran–ABD–İsrail hattında yaşanan kriz yalnızca askeri bir çatışma değildir.

Bu savaş aynı zamanda anlatıların savaşıdır; yalanların ve hakikatlerin savaşıdır.

Modern savaşlarda bombalar, füzeler ve ordular kadar güçlü bir silah daha vardır: yalan ve propaganda.

Donald Trump’ın İran hakkında yaptığı açıklamalar ile Benjamin Netanyahu’nun Gazze boyunca kurduğu söylem, modern savaşlarda gerçeğin nasıl sistemli biçimde çarpıtıldığını, suçun nasıl hızla kurbana yüklendiğini ve kamuoyunun nasıl yönlendirildiğini açık biçimde gösteriyor. Yalan artık kenarda duran yardımcı bir unsur değildir; adeta savaş mevzisinin en önüne yerleşmiş başlı başına bir silahtır. Bugün artık daha net konuşmak gerekiyor: Trump da yalan söylüyor. Netanyahu da yalan söylüyor. Bu, basit bir siyasi abartı meselesi değildir. Bu, savaşın ardından gerçeği açıklamak yerine anlatıyı ele geçirme, suçu karşı tarafa yıkma ve hakikati ters yüz ederek meşruiyet üretme yöntemidir.

Trump’ın İran dosyasındaki en çarpıcı örneklerden biri, İran’daki kız okuluna yönelik saldırı sonrasında kurduğu söylemdir. Trump, saldırıyı İran’a bağladı; hatta İran’ın kendi okulunu vurduğunu iddia etti. Ancak bunu destekleyen herhangi bir somut kanıt ortaya koyamadı. FactCheck.org bu durumu açık biçimde şöyle özetledi: “Trump saldırıyı İran’a bağladı fakat bunu destekleyen herhangi bir kanıt ortaya koymadı.” factcheck.org/2026/03/withou Burada olan şey basit bir yorum farkı değildir. Fail kesinleşmeden suçlu ilan edilmiştir.

Fail, medya gücüne ve kültürel hegemonya ağına güvenerek, apaçık gerçeğin gündemde ağırlık kazanmasına izin vermemiş; yalan söyleyerek konuyu boğmaya, gündemden düşürmeye çalışmıştır.

Kısaca, Yalan, eğer güçlü bir medya ve kültürel hegemonya tarafından taşınırsa, kısa sürede hakikat gibi dolaşıma sokulabilir. Trump’ın yaptığı tam olarak budur. Gerçeği açıklamak yerine, gerçeğin yerine geçecek bir siyasi hikâye kurmuştur. Burada mesele insanların buna gerçekten inanıp inanmaması da değildir. Mesele, hızlı akan gündemde hakikatin nefes alacağı alanı daraltmak, gerçeği tartışılmaz hale gelmeden boğmak ve yalanla boşluğu doldurmaktır.

Trump’ın ikinci büyük çarpıtması, İran’ın nükleer ve füze kapasitesine ilişkin söylemlerinde ortaya çıkıyor. PBS NewsHour’un analizine göre Trump’ın bazı açıklamaları mevcut istihbarat değerlendirmeleriyle örtüşmüyor: “Trump’ın İran’ın nükleer ve füze kapasitesine dair bazı açıklamaları istihbarat değerlendirmeleriyle uyuşmuyor.”

pbs.org/newshour/polit Reuters da Trump’ın İran’ın yakında ABD’yi vurabilecek füze geliştirdiği iddiasının ABD istihbaratı tarafından desteklenmediğini yazdı: “Trump’ın İran’ın ABD’yi vurabilecek füze geliştirdiği iddiası ABD istihbaratı tarafından desteklenmiyor.” reuters.com/business/aeros Reuters ayrıca Pentagon’un Kongre’ye İran’ın ABD’ye yönelik yakın bir saldırı hazırlığında olduğuna dair bir işaret bulunmadığını söylediğini de aktardı: reuters.com/world/us/penta Bu tablo çok sarih değil mi?

Trump yalnızca sert konuşmuyor. Tehdidi büyütüyor. Korkuyu veri gibi sunuyor. Yalanı bir savaş silahı gibi kullanıyor. Yani savaşı başlatma gerekçesi de, savaşı sürdürme dili de, kamuoyuna sunuluş biçimi de yalanla besleniyor. Trump’ın savaşın seyri hakkında kullandığı dil de aynı derecede sorunludur.

Haaretz, Trump’ın İran savaşı konusunda birbiriyle çelişen mesajlar verdiğini yazdı: “Trump İran savaşı konusunda çelişkili mesajlar veriyor.” haaretz.com/israel-news/is

Associated Press ise Trump yönetiminin İran saldırılarını savunurken zaman içinde değişen ve birbiriyle çelişen gerekçeler kullandığını aktardı: “İran saldırıları için ortaya konan gerekçeler zaman içinde değişiyor ve birbirleriyle çelişebiliyor.” apnews.com/article/trump-

Bir gün savaşın biteceğini söylüyor. Ertesi gün daha sert bir zafer dili kuruyor. Bir gün tehdidi büyütüyor. Ertesi gün gerekçeyi değiştiriyor. Çünkü amaç gerçeği anlatmak değildir. Amaç, anlatıyı sürekli yeniden kurarak kamuoyunu yönetmek ve gündemi kontrol etmektir. Daha açık söyleyelim: Sürekli yalan söyleyerek kamuoyunu oyalamak, meseleyi bir günde kalacak bir tartışmaya çevirmek ve hakikatin üzerinde durulmasını engellemektir.

Ancak bu yöntem yeni değildir. Benjamin Netanyahu hükümeti, Gazze’de yürütülen soykırım boyunca da aynı propaganda modelini kullandı. Gazze’de sivillerin vurulduğu çok sayıda saldırıda sorumluluk Filistin tarafına ya da Hamas’a yüklendi. Ancak uluslararası araştırmalar bu iddiaların önemli bölümünün ya kanıtlanamadığını ya da ciddi biçimde çürütüldüğünü ortaya koydu.

Reuters’ın yayımladığı araştırmaya göre USAID’in iç analizinde Hamas’ın ABD fonlu insani yardımları sistematik biçimde çaldığına dair güçlü bir kanıt bulunamadı: “Analiz, Hamas’ın yardımları kitlesel biçimde çaldığına dair kanıt bulamadı.” reuters.com/world/middle-e Bu son derece önemlidir. Çünkü Gazze’de yardımın engellenmesi, kuşatmanın derinleştirilmesi ve Filistinlilerin açlığa mahkûm edilmesi uzun süre bu söylem üzerinden meşrulaştırıldı. Önce “yardımları Hamas çalıyor” denildi. Sonra bu iddia kuşatmanın gerekçesi haline getirildi. Ama sonunda görüldü ki ortada bu kadar kesin konuşmayı haklı çıkaracak güçlü bir delil yoktu. Herşey yalan.. Çünkü Gazze’yi açlığa ve kıtlığa sürükleyen İsrail’di; sonra da dönüp “hayır, kıtlık yok, Hamas yiyecek çalıyor” yalanını söyledi.

Reuters’ın başka bir soruşturması, Gazze’deki Nasser Hastanesi saldırısında İsrail’in resmi anlatısının görsel kanıtlarla ciddi biçimde çürütüldüğünü ortaya koydu: “Görsel kanıtlar İsrail’in resmi anlatısını ciddi biçimde sorgulanır hale getirdi.” reuters.com/investigations

Associated Press de bazı okul ve hastane saldırılarında İsrail’in “militan hedef” açıklamalarının net kanıtlarla desteklenmediğini yazdı: apnews.com/article/0f1be1 apnews.com/article/75e792

İsrail hastane bombalıyor, okul bombalıyor, sonra da gerekçe olarak “orada Hamas vardı” yalanını öne sürüyor. Ama tablo çoğu zaman anlatılanın tam tersini işaret ediyor. Yani Gazze’de de aynı model işlendi: Önce saldırı gerçekleşti. Ardından “orada Hamas vardı” denildi. Delil ya hiç gelmedi ya da sonradan tartışmalı hale geldi. Ama anlatı çoktan kurulmuştu.

Özetle, Netanyahu, Gazze’de yaşanan soykırımı Hamas’ın suçuymuş gibi anlatmaya çalıştı. Netanyahu, Filistinlilerin gıdalarının Hamas tarafından çalındığını söyledi. Hastaneler ve sivil alanlar vurulduğunda bile suçu karşı tarafa yükledi. Masum bebekler öldürülürken bile “orada Hamas vardı” diyerek katliamı meşrulaştırdı ve bunu da yalanlarla inşa etti. İnsanlığın aklıyla onuruyla dalga geçtiler...

Bugün Trump da aynı yöntemi kullanıyor. Kanıt olmadan İran’ı suçluyor. Kanıt kendi yalanı oluyor. Tehdidi büyütüyor. Çelişkili açıklamalar yapıyor. Yalanları insan aklıyla dalga geçer gibi sunuyor. Gerçekleri değil, anlatıyı yönetiyor.

Bütün bulgular birlikte değerlendirildiğinde ortaya çok açık bir model çıkıyor: Önce saldırı gerçekleşiyor. Ardından sorumluluk hızla karşı tarafa yükleniyor. Kanıtlar zayıf, çürük hatta apaçık yalan olsa bile suçlama geri çekilmiyor. Sonrasında savaşın “meşru” olduğu anlatısı kuruluyor. Yani gerçeklikten çok anlatı kontrol ediliyor.

Modern savaşlar artık yalnızca cephede kazanılmıyor. Savaşlar aynı zamanda medyada, sosyal ağlarda ve kamuoyunun zihninde kazanılıyor. Gazze’de yapılan buydu.

Bugün İran dosyasında da aynı yöntem devrede. Sürekli yalan söyleyerek gündem olmasına izin verilmiyor bir konu. Kafa karıştırılıyor. İran’da öldürülen kız çocukları için herşey apaçık ortada olmasına rağmen İran’ı suçlamak, Gazze’de yaşanan büyük soykırımı, açlığı ve insani felaketi “Hamas yaptı” söylemiyle açıklamaya çalışmak, gerçeğin sistematik biçimde tersine çevrilmesidir.

İnsanlığın düştüğü en aciz haldir. Bu yalnızca propaganda değildir. Bu, hakikatin bilinçli biçimde ters yüz edilmesidir. Bugün gelinen noktada sorun yalnızca savaş değildir. Sorunun bir parçası da yalanın bizzat savaşın bir silahına dönüşmüş olmasıdır.

Ve günün sonunda hem Trump hem de Netanyahu, hem dünyaya hem de kendi toplumlarına gerçeği değil manipülasyonu anlatmaktadır. Çünkü insanların artık bir konu üzerinde yoğunlaşacak uzun bir zaman aralığı kalmadı.

Her şey çok hızlı akıyor. Onlar da bu hızın içine yalanı boca ederek konuyu kapatıyor, gündemi dolduruyor, hakikatin derinleşmesini engelliyorlar. Çünkü artık çok geniş bir alanda kimsenin hakikat diye bir derdi kalmadı. Adalet diye işleyen bir düzen de kalmadı. Belki de soykırımdan savaşlarda daha önemli bir konu da budur. İnsanın kendisi kaybolmaktadır..






YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
YUKARI