Bugun...
ADALET, AKIL VE AHLAK


Mustafa Yürekli
 
 

facebook-paylas
Tarih: 30-07-2023 16:14

Siyasetnameler, devlet başkanının ve siyasî düzenin zorunlu oluşunu izah ederek başlar. İnsan, millet ve devlet, ilahi düzenden başka bir şey olmayan İslam medeniyetinde dengeye kavuşur.

İslam düşüncesinde siyasetin amacı, yaradılışı gereği farklı olan topluluklar arasındaki farklılıkların anarşi ve çatışmaya dönüşmesini önlemek ve ‘kesrette vahdeti sağlamak’ denilen ‘çokluk içinde varolan birlik'i ortaya çıkarmaktır.

Siyasetin siyasetnamelerde yinelenerek vurgulanan bir amacı var: Tek düze, birbirinin aynısı homojen insanlar üretmek değil siyasetin amacı; bireyler ve topluluklar arasındaki farkları, bir çiçek bahçesindeki ahenk gibi görmektir ve bu esas üzere yapmaktır tüm düzenlemeleri. Nasıl bir bahçıvan, bahçesindeki farklı çiçeklere aynı özeni gösteriyor, onları ayrık otlarından, soğuktan, hayvanların tasallutundan koruyorsa, devlet başkanı da yönetimi altındaki insanları aynı rikkat ve dikkatle idare etmelidir. Farklılık, yaradılışın bir gereğidir. Yöneticinin görevi farklılıkları ortadan kaldırmak değil, onu yaratıcı bir enerjiye dönüştürmektir. Yöneticinin görevi, hukukun amacı (Makâsıd-ı Şeriat) olan beş maslahatı gerçekleştirmek, yönetilenlerin din, akıl, can, mal ve nesil güvenliğini sağlamaktır.

Siyasetnamelerdeki söz konusu siyasete özgürlükçü, çoğulcu ve katılımcı yaklaşımın modern ulus-devletin tek tip insan, tek tip ulus, tek tip devlet modelinden oldukça farklıdır. 

Klasik İslam siyaset düşüncesinin ‘mutlak merkeziyetçilik’e dayalı olduğu fikrinin ne kadar yanlış olduğu, siyasetnamelerde siyasete biçilen söz konusu özgürlükçü, çoğulcu ve katılımcı misyon tarafında teyit etmektedir. Batı’daki modern akademisyenler ve düşünürler, İslam medeniyetindeki sultanlığı antik Yunan ve Roma’dan tevarüs ettikleri monarşiye indirgemektedirler. Bizdeki aktarmaktan başka bir şey yapmayan Batıcılar, sultanın tıpkı kral gibi her istediğini keyfî olarak yapmaya muktedir olduğunu düşündüklerinden, genellikle klasik güç/iktidar mekanizmalarının nasıl kontrol altına alındığının farkında değildirler.

Oysa sultan, vezir, kazasker, mültezim, ulema gibi her merkezî gücün bir başka merkez-kaç kuvvet tarafından dengelenmesi, klasik devlet modelini daha adem-i merkeziyetçi ve dolayısıyla daha işlevsel kılıyor. Bugün “güçlerin ayrılığı” dediğimiz denge modeli, klasik dönemde farklı mekanizmalarla temin edilmekteydi. “Sultanım senden büyük Allah var!” sözü, sembolik olmanın ötesinde bir anlama sahipti. Dolayısıyla farklı güç odakları arasındaki denge, sistemin daha iyi işlemesine imkan tanıyordu. Kanuni Sultan Süleyman 16. yüzyılda dünyanın en güçlü devlet başkanı idi ve bu gücünü iki bin kişilik bir yönetici-bürokrat kadrosuyla muhafaza ediyordu. Bugün sadece Türkiye’de üç milyona yakın devlet memuru var!

 Peki devlet başkanı farklılıkları ahenge nasıl dönüştürebilir? Siyasetnameler bunun adalet ile mümkün olduğunu söyler. Adalet, herkesin hakkını gözetmek, her şeyi ait olduğu yere iade etmektir. Adaletli olabilmek için devlet başkanının iki temel haslete ihtiyacı vardır: Akıl ve ahlak. Aklın yönlendirmediği ahlak ne kadar acizse, ahlakın irşad etmediği akıl da o kadar tehlikelidir.

Hakikat ile güç/iktidar arasındaki ‘adalet’ ile kavramlaştırılan zorlu ilişki, ancak akıl ile ahlakın meczedilmesi ile tanzim edilebilir. Bu ilkeler farklı yönlerde hareket ettiğinde sonuç siyasetnamelerdeki ifadeyle ancak felaket olabilir: Akıl ve ahlaktan uzak bir yönetici, yönetilenlere (topluma ve insanlığa) ancak zulüm ve karanlık getirebilir.

Kur’an-ı Kerim’de üç adalet talebi, Hz. İbrahim aleyhisselamın Nemruat’la, Hz.Musa  aleyhisselamın Firavun’la ve Hz.Muhammed aleyhisselamın Ebusufyan’la mücadelesi anlatılmaktadır. Bu üç cahiliye yönetimi ne ahlaka, ne de akla dayanır; bu yüzden de peygamberler Allah tarafından cahiliyeyi, ilkesiz ve ahlaksız siyasetin getirdiği zulmü ve karanlığı yıkmakla görevlendirilmiştir. İnsanlık tarihi, Kur’an-ı Kerim’i haklı çıkaran örneklerle doludur.

Günümüzdeki Batı’nın ‘çok kültürlülük’ söylemlerinin adalet, akıl ve ahlak kavramlarından neredeyse hiç bahsetmemesi dikkate değer bir konu. Batıcı ‘çok kültürlülük’, ‘insan hakları’, ‘eşitlik’, ‘demokrasi’ ve ‘hukukun üstünlüğü’ sloganları, düşünce dünyasının en gözde konuları. Aydınlardan devlet başkanlarına herkes, bu ağızdan ağıza dolaşan kirli sakız olmuş büyülü kelimelerin efsununa kapılmış durumda. Fakat insanlığın son iki asırda yaşadığı siyasî gerçekler, emperyalist Batı’nın romantik çoğulculuk söylemlerinin tek başına bir anlamının olmadığını gösteriyor.

Farklılıkları idare edebilme sanatının muayyen, iyi tanımlanmış, sağlam ilkelere ihtiyacı var. Aksi halde çoğulculuk yapmak adına her tür evrensel ilkeyi ihlal etmemiz işten bile değil. Bugün Batı düşüncesinin tanımlamaya ve empoze etmeye çalıştığı özgürlük kavramı, böyle bir dilemmayla karşı karşıya bulunuyor. İlkesiz bir çoğulculuk bizi sosyal ahenk ve birliğe değil; ancak pragmatizme, anomiye, çözülmeye ve anarşiye götürebilir. Dolayısıyla Mevlana’nın “Ne olursan ol yine gel” ifadesini yanlış anlamamak gerekir. Bu söz ile “gel ve olduğun gibi kal” denilmiyor; ‘hiçbir manevî çaba içerisine girmeden, değişmeden aramızda yaşarsın, keyfine bakarsın’ anlamı yok bu sözde. Modern hümanistlerimiz, Mevlevî dergahının bir yol geçen hanı olduğunu sanıyorlar!

Siyasetnamelerde ahlakî ilkelerin işlevselliği ve bağlayıcılığı üzerinde ısrarla durulur. Bunun için bolca hikayeler anlatır; filozofların, devlet başkanlarının ve yöneticilerin hikmetli sözlerine yer verir.

Siyasetnameler devlet başkanının ahlaklı, anlayış sahibi, cesur, istişareye açık ama kararlı, mazluma karşı merhametli, zalime karşı amansız, vakar ve asalet sahibi olması gerektiğini söyler.

Siyasetname kitapları, Farabi’nin el-Medinetü’l-fazıla’sının tersine bir siyaset felsefesi kitabı değil; her biri dönemin sultanına sunulmak üzere yazılmış ve pratik sonuç almayı hedefleyen bir kitaptır.

Kitabın muhatap kitlesi, siyaset felsefecileri değil, politika yapıcılarıdır. Hatta kitabın birinci muhatabı, sultanın kendisidir. Amaç, yeni bir siyaset modeli önermek değil, elinde muazzam bir güç, üzerinde ağır bir sorumluluk bulunan sultana aklın ve ahlakın temel ilkelerini hatırlatmaktır. Günümüzün yöneticilerine bu hakikatleri hatırlatan kaç kişi var acaba?

Siyasetnameler, ilke ile iktidar arasındaki hassas dengenin farkında olan bir siyasî geleneğe aittir. Mevlana’nın sufi kimliğiyle Fihi Ma Fihi gibi bir siyaset metni yazmış olması bu gerçeği teyit ediyor.

Bugün bizim siyaset geleneğimiz hangi ilkeler üzerine kurulu dersiniz?



Bu yazı 11973 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
Henüz anket oluşturulmamış.
YUKARI