Bugun...
BİR ÖREN BAYKUŞU: CHOMSKY


Mustafa Yürekli
 
 

facebook-paylas
Tarih: 27-10-2015 15:09

ABD’li düşünür Prof.Dr.Avram Noam Chomsky, Hürriyet'ten Cansu Çamlıbel'in sorularını yanıtlarken (26 Ekim 2015) ”Avrupa ırkçıdır, Türklerin kendileriyle aynı sokakta eşit bir şekilde yürümesini istemezler; ABD, Türkiye'de demokrasi istemiyor!” dedi.

Chomsky, Avrupa’nın üstünlüğünü vurgularken, ABD’nin anti demokratik müdahalesine de hazır olunmasını bildiriyor.

Chomsky, Türkiye’de seçimlere bir hafta kala, verdiği röportajla, medyadaki sözkonusu pişkin ve sırıtkan çıkışında, Batıcı ana akımın sırtını sıvazlayarak küresel algı yönetimindeki rolünü oynuyor.

Noam Chomsky, dünyadaki gidişatı ve Türkiye’nin geldiği noktayı değerlendirirken Batı (ABD, Avrupa Birliği), AK Parti ve aydınlara ilişkin tespitlerde bulunup olguları ve olayları Batıcı aydınlar için yeniden tanımladı ve zihinlerde temizlik yaptı. 

KÜRESEL ALGI OPERASYONU

Chomsky konuşmasına, “1990’larda Türkiye’de devlet Güneydoğu’da gaddarca katliamlara karışmıştı. Korkunç bir dönemdi.” diyerek başlıyor; “gaddarca katliamlar” nitelemesiyle, Özal sonrasındaki 28 Şubat döneminin iktidarlarını ya da uygulanan politikaları değil, doğrudan devleti hedef alması sırıtıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “çıraklık” dönemi olarak nitelendirdiği AK Parti’nin Ahmet Necdet Sezer’in denetiminde hiçbir şey yapamadığı, daha doğrusu belirlenen rolünü oynadığı ilk devrine “2005 yılına geldiğimizde işler epey iyi gidiyordu ve Türkiye’nin her zaman savunduğu Doğu ile Batı arasında köprü olma hedefinin gerçekleşebileceği yönünde olumlu sinyaller vardı.” güzellemesi yapıyor.

12 Eylül Referandum’undan sonraki kısmen bağımsızlaştığı ikinci dönemi ise eleştiriyor: “Son dönemde Türkiye’de otoriter eğilimler gösteren ve Kürt sorununu yine baskıyla çözme yoluna giden bir devletle karşı karşıyayız. Türk hükümeti şu anda hem Türklere hem Kürtlere hem de Türkiye’de özgürlükler ve demokrasinin yerleşmesine dair umutlara çok zarar veren bir yaklaşım içinde.”  Chomsky, Türkiye’de demokratikleşmenin önünü açan 12 Eylül 2010 referandumunda “Hayır” demiş bir sosyalist olarak ta başından beri PKK’nın eylemlerine destek veriyor. İslam düşmanı Chomsky’nin savunduğu, dünya güçlerinin vaziyet ve istikamet edebildiği bir Türkiye..

Chomsky’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef tahtasına koyması ve “diktatörlük” ile suçlaması, “Türkiye’nin geldiği noktayı etkileyen en önemli faktörlerden biri Erdoğan’ın kendi otoriter eğilimleri. Evet, ilk yıllarında liberal kesimlerin desteğini alacak bir tavır izledi ama son dönemdeki dönüşüm bence kendi içinde daima var olan derin eğilimlerin ve ilgi alanlarının dışavurumu.” değerlendirmesinde pişkinliğini öne çıkarıyor. Chomsky, küresel algı yönetiminde görevli aydınlardan biri olduğunu ortaya koyuyor böylece.

AVRUPA’DAN ABD’YE YÖNELENDİRME 

Türkiye’nin geldiği bu noktanın Erdoğan’dan sonraki sorumlusunun “Avrupa Birliği” olduğunu söyleyen Chomsky, bir Amerikalı olarak “Güya Türkiye’ye AB’ye girme olasılığını önerdiler. Buna bir kez bile inanmadım çünkü Avrupa son derece ırkçıdır. Türklerin kendileriyle eşit bir şekilde Avrupa sokaklarında yürümesini istemezler. Ama işte güya bunu önerdiler. Sonra ne oldu? Her seferinde Türkiye’nin önüne yeni ve başka koşullar koydular. Daha 2005 yılında müzakereler açıldığında belliydi; güya önerdikleri o hedefe yakınlaşmayın diye hep yeni bariyerler kuracaklardı. Ve bence işte bu yaklaşım Türk hükümetinde ‘Üye olacağım diye uğraşmanın ne anlamı var ki?’ şeklinde bir düşünceye neden oldu.”  diyerek sözde AB’yi eleştiriyor.

Chomsky AB’yi daha ustalıklı, iki yüzlülüğünün belli olmadığı politikalar izlememekle suçlarken Türkiye için izlenecek tek yolun, ABD’nin kucağında uslu uslu oturmak olduğunu ima diyor böylece..

CHOMSKY GÖREVDE

Bir soru üzerine Beyaz Türkler’in ve ana akım Batıcı aydınların Gezi sonrasındaki provokasyonunu da değerlendiren  Chomsky,  “Türkiye eğitimli ve entelektüel kesimleri, devlete karşı bu kadar keskin tavır alan tanıdığım tek ülke. Gazeteciler, akademisyenler, aydınlar sadece devlet tarafından işlenen suçlara karşı seslerini yükseltmekle kalmadı. Aynı zamanda maruz kalacakları ciddi cezalandırmaları göze alarak cesur sivil itaatsizlik örnekleri sergilediler. Bu her yerde olan bir şey değil, farkına varın. Hele de Avrupa’da ya da ABD’de hiç yaygın bir durum değil. Burada ancak küçük ve dar gruplar bu işlere cesaret edebiliyor. Halbuki Türkiye’de sivil itaatsizlik ana akımda karşılık buldu. Bu müthiş bir şey. Batı’nın Türkiye’den ders alması gereken bir durum.” diyerek, sırtlarını sıvazlıyor.

Chomsky, Batıcı kadroların Türkiye’deki bu kahramanlığının dünya güçlerince ayırdına varıldığını ve değerlendirileceğini bildiriyor. Türkiye’deki Beyaz Türkler’in ve emrindeki aydınların “Batı’daki refah içinde yaşayan ve çok daha fazla ayrıcalıklı kesimlere” öğreteceği “ders” olduğunu belirterek, provokatörleri övüyor ve cesaretlendiriyor.

IŞİD’İ YARATAN BATI’DIR

Chomsky’nin İslam düşmanlığı, özellikle Sünni Müslümanlara husumeti bütün değerlendirmelerinde alt metin olarak yerini alıyor:  

“Irak’ın işgali, hassas dengeler üzerinde duran bir ülkeyi resmen balyozla dağıttı. İşgalin hızlı sonuçlarından biri mezhep çatışmalarının ortaya çıkması oldu. Mezhep çatışması terör ve şiddet sarmalını beraberinde getirdi. Felluce’de yaşananlar ve diğer katliamlar malumunuz.

Sonuçta da ülke fiilen bölündü. Irak’tan önce El Kaide çıktı, sonra o zayıflayınca IŞİD çıktı. Beğenin beğenmeyin bu örgütler Irak’ta da diğer Müslüman ülkelerde de Sünnilerden destek görüyor. Bu açıdan bakarsanız evet IŞİD’i yaratan Batı’dır. Bunu istemediler ama buna neden oldular. Şimdi de bu gerçekle ne yapacaklarını bilemiyorlar.” değerlendirmesinde de sözkonusu İslam düşmanlığı sırıtıyor.

Chomsky, 1990 sonrasında Batı’nın İslam aleminde, özellikle Irak ve Suriye’de uyguladığı parçalama politikalarını onaylıyor ve ve uygulanan politikayı sonuçları açısından betimliyor, aslında eleştirmiyor.

ABD TÜRKİYE'DE DEMOKRASİ İSTEMİYOR

Chomsky, ABD ve müttefiklerin gücü ve menfaati esas alan politikalarını gerçekçi bir şekilde konuşarak İslam alemiyle adeta alay ediyor ve göz dağı veriyor. Çoğu zaman bir algı yönetimindeki “iyi” ya da “kötü” kutuplarda rol alarak uluslararası gerçekleri konuşmak ya da eleştirmek, karşı olmak anlamına gelmiyor. Chomsky, olup bitmiş, yapılacak bir şey olmayan hususları gerçekçi bir şekilde, ama yüzeysel ve biçimci eleştirisiyle güven sağlarken, yeni koşullarda zihin yönlendirmesini sürdürüyor:

“ABD açısından en önemli ülkeler petrol diktatörlerinin olduğu ülkelerdir. Her ne hikmetse Arap Baharı o ülkelere hiç uğramadı. İnsanlar denediler ama o kadar büyük bir şiddetle bastırıldı ki anlamlı hiçbir ses çıkamadı. Dünyanın en baskıcı, en aşırılıkçı ve radikal devleti olan Suudi Arabistan’da ufacık protestoların bile baştan başı ezildi. İnsanlar Riyad sokaklarında yürümeye korkar hale geldi. Bahreyn’de halk protesto edecek oldu. Suudlar oraya da asker gönderip derhal bastırdılar. Hatırlayın ABD ve İngiltere Mısır’da son dakikaya kadar diktatör Mübarek’i desteklediler. Ancak artık onu desteklemek imkânsız hale geldiğinde Şarm El Şeyh’e gönderdiler. Sonra da zaten ellerinden geldiğince eski rejimi onarmaya çalıştılar. Sonunda Mısır’da acımasız bir askeri darbe yapıldı, Mısır’ın tarihindeki en kara günler yaşandı. Tüm bunlara rağmen ABD ve İngiltere hâlâ destekliyor. Latin Amerika’da da yaptıkları hep buydu.”

İslam alemine dönük bu eleştiride gerçekçi betimleme, derinlemesine eleştiri imkanını da ortadan kaldırıyor. Batı’nın Arap Baharı adlı operasyonu, aslında İslam alemindeki uyanışı ve anti emperyalist hareketi ezmekten başka bir şey değildi. Dünya güçlerinin mevcut Batıcı yönetimleri desteklenmesinin eleştirisi ise “Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’de demokrasinin gelişimine radikal bir şekilde karşıdır. 2003’te olanları hatırlayın.” açıklamasıyla birleşince, bir darbe çağrısını ima ediyor.

Chomsky, ABD’nin Türkiye’nin de Irak işgaline katılmasını isterken “halkının yüzde 95’i işgale karşı” olduğunu hatırlattıktan sonra “Türkiye parlamentosu da halkın iradesinden farklı bir irade koymadı. Sonra ne oldu? ABD, halkının iradesine saygı gösterdiği için Türk devletine acımasızca saldırdı. Paul Wolfowitz gibi tipler Türk ordusunun Türk hükümetinin halkın yüzde 95’inin iradesini takip etmesine nasıl izin verdiğini sorguladı. Türk askerlerinden özür dilemelerini talep ettiler. Bundan daha açık, net ve dramatik bir demokrasi nefreti olamaz.” değerlendirmesini  yaparken, ABD’nin Türkiye’de demokrasi istemediğine yaptığı vurguyu 12 Eylül darbesini yaptırdıklarını söyleyerek değil, “ABD bunu ilk kez de yapıyor değildi. 90’larda Türk devleti halkı terörize edecek baskıcı politikalarını uygularken silahların yüzde 80’i Amerika’dan gidiyordu. Clinton 1997’de Türkiye’ye tüm soğuk savaş dönemindekinden daha fazla silah göndermiştir. İşte bütün bunlar bizim Türkiye’de demokrasiyi ne kadar çok sevdiğimizin göstergesi.” diyerek,  önümüzdeki dönemde uygulanacak anti demokratik politikaya da işaret etmiş oluyor.

Chomsky, ne İslam aleminin iyiliğini düşünüyor ne de Türkiye’nin.. Chomsky, bir ören baykuşu. Batı’nın ülkemizdeki oyunlarını açık açık anlatırken Beyaz Türkler ve müttefiki Batıcı aydınların zihinlerini yönlendiriyor. Chomsky’nin Hürriyet'teki söyleşisinde Batıcılara verdiği mesajın özeti şöyle: Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti’nin tek başına iktidarından kurtulacaksınız ama ABD’nin anti demokratik uygulamasına da hazır olmalısınız.. İki yüzlü AB’nin değil, ABD’nin yanında olmalısınız.

Mustafa Yürekli - Haber 7



Bu yazı 1708 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
Henüz anket oluşturulmamış.
YUKARI