Bugun...
POETİKE VE ŞİİRLER: 2.Allahuekber Dağları


Mustafa Yürekli
 
 

facebook-paylas
Tarih: 21-08-2022 23:20

1982 – 87 yılları arasında A.Ü.İslami İlimler Fakültesinde okudum.. Erzurum’da beş yıl yaşamak bana maddi ve manevi çok şey kazandırdı. Fakültede ve dışarıda, nesli tükenmek üzere olan medrese alimlerinden ders alarak ilim ve fikir hayatımda gerçekleşen sıçrama olmasaydı, şair olamazdım. Çünkü Yahya Kemal Beyatlı şiirin üç bileşeni olduğunu söyler: Fikir, musiki ve hayal.. İslam düşüncesini orada öğrendim.

Şiiri besleyen sosyal bilimin tarih ilmi olduğu bir gerçek.. Erzurum’da İhsan Süreyya Sırma hocadan ana hatlarıyla İslam tarihini öğrenmekle kalmadım; Osmanlı Rusya ilişkileri, Ermeni meselesi, Birinci Dünya Savaşı ve Milli Mücadele’nin kongreler dönemine ilişkin bilgilerim de Erzurum’da tamamlandı..

Erzurum’da üniversitede okuyup da şehitlikteki Cemal Paşa’nın mezarını ziyaret etmeyen, eteklerinde de olsa Allahuekber dağlarını tırmanma çabası göstermeyen, Ermeni Meselesi’yle ilgilenmeyen ve Erzurum Kongresi’ni araştırmayan öğrencileri çok gördüm.. Bu ilgisizlik, kesinlikle kalın kafalılık ya da aymazlık değil, ihanete varan bir büyük sorumsuzluktur..

SARIKAMIŞ HAREKATI

Kısaca anlatmak gerekirse, 19. yüzyılda Güney Kafkasya, Kars, Ardahan ve Batum sancaklarının işgali, Türk-Rus mücadelesinde yeni bir dönemi başlatmıştır. Erzurum’a gelince, Osmanlı Rusya rekabetini kavrama imkanı buldum, üniversitede, kütüphanelerde ve sözlü tarihte..

Üç sancağın, Kars, Ardahan ve Batum sancaklarının işgali, vatanın ve devletin bütünlüğünü tehlikeye atmıştır. Rusya durdurulamadığı takdirde Osmanlı Devleti'nin vatanı ve son kalesi olan Anadolu tamamen kaybedilebilirdi.  Bu yüzden milletimiz Birinci Dünya Savaşı’nda ölüm-kalım mücadelesi verecek, Kafkas cephesi ise hesaplaşmanın yaşandığı önemli bir yer olacaktır.     

Açıkça görülüyordu ki 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Rusya, Almanya ile mücadeleye öncelik verip önce Almanya’yı yenecek, sonra da Osmanlı Devleti’ni yenerek tarihi emellerine ulaşacaktı; ana stratejisi buydu. Anadolu’yu ele geçirip Akdeniz’e inmek tarihi rüyasıydı.

Kitaplarda araştırarak vardığım sonuç şu: O dönemde Osmanlı Devleti’nin hedefi de çok açıktı; Rusya’yı Anadolu’dan çıkararak devletin bütünlüğünü teminat altına almak, doğuda Rus işgali altındaki İslam topraklarında yaşayan Müslümanlara hürriyetlerini kazandırmak, Rus ve Ermeni katliamlarına son vermek ve 93. Harbi’nin intikamını alarak Anadolu ve Kafkasya’ya yeni bir ruh kazandırmaktı.

Osmanlı da Rusya da Anadolu’da ya hep ya hiç stratejisi güdüyordu.     

Birinci Dünya Savaşı’nda Türk seferberliği, Türk-Alman ittifakından sonra başladı. Anadolu erzak ve iaşe yönünden zengin olmasına rağmen teşkilatların yetersizliği, subay ve personel eksikliği ve demiryolunun yokluğu gibi sebeplerden ötürü savaşa hazırlıklar gerekli ve yeterli seviyede değildi.

İttihat Terakki iktidarı, acemice Osmanlı ordusunu yedi cepheye dağıtmıştı; hiçbir cephede tam hazırlık yapılamadı. Üstelik, Genel Kurmay Başkanı, bir Alman genereldi, ordu Almanlara teslim edilmişti..

Osmanlı Rus Savaşı’nın henzü başında bir felaket yaşandı: Rus donanması, Türk ordusuna kışlık kılık-kıyafet, silah ve mühimmat getiren gemileri Karadeniz’de batırınca; 3. Ordu’nun savaşı kendi imkânlarıyla sürdürmekten başka çaresi kalmadı. Kayıtlarda göründüğne göre, savaşın başında Osmanlı ordusu iki kolordudan meydana geliyordu. Bilahare 10. Kolordu ile takviyesine karar verilerek kolordu sayısı üçe çıkarıldı.  

Savaş yerine gidip inceledim; bölgede görev yapmış en az yedi askerle konuştum. Rus ordusu, 2 Kasım 1914’te Köprüköyü istikametinden saldırıya geçti. İslam ordusu Köprüköy ve Azap muharebeleriyle saldırıyı durdurdu. Ne var ki düşman Rus ordusunu tamamen yok edemedi. Başkomutan Vekili Enver Paşa, Üç Sancak’a girebilmek için Rus ordusunu imha edecek bir kuşatma harekâtına karar verdi.

Harekât planına göre 11. Kolordu Erzurum’da Hasankale önlerinde gösteri taarruzu yaparken 9. Kolordu Bardız’a (Gaziler), 10. Kolordu Oltu’ya ilerleyip düşman Rus ordusunu kuşatarak yok edecekti. Bu nedenle Osmanlı ordusu şu taktiklere baş vuracaktı: Harekât baskın tarzında yapılacak, düşman Rus ordusu’nun çekilmesine fırsat verilmeyecekti.

Sarıkamış Harekâtı için hazırlıklar hızlandırılırken Enver Paşa da 12 Aralık’ta Erzurum’a gelerek komutayı devraldı. Harekât öncesi Osmanlı 3. Ordu’nun genel mevcudu 118.000’di.. Ordunun 70.000’i muharipti. Türk taarruzu 22 Aralık 1914’te başladı.

10. Kolordu Komutanı Hafız Hakkı Bey, Oltu’yu aldıktan sonra iki tümeni Sarıkamış-Kars şosesine indirecekti; savaş planına göre bunu mutlaka yapması gerekiyordu. Fakat planın dışına çıkarak Aksar (Penek) ve Göle’yi (Merdenik) aldıktan sonra sadece bir tümeni Bardız’a gönderdi. Ardahan’a doğru ilerlerken Enver Paşa’nın müdahalesiyle Allahuekber Dağı’nı aşmak zorunda kaldı. Kolordu yürüyüş sırasında çetin kış şartlarından ötürü hem geç kaldı, hem de büyük kayıplar verdi.

Enver Paşa yanlış karar verdi: Harekâtın bütün yükünü, 9. Kolordu’nun omuzlarına yükldi. Tümenler gayet ağır bir coğrafyada düşmanla mücadele ederek ilerleyecekti. Enver Paşa, birliklerin Bardız’a ulaşmasını beklemeden taarruz emri vererek, savaşı verdi. Çünkü düşmanı kuvvetli bir darbeyle yok etmek yerine birlikleri tek tek muharebeye sokarak ordunun Sarıkamış önlerinde erimesine neden oldu.

10 günlük harekat kısaca şöyle anlatılabilir: 25 Aralık sabahı yürüyüşe geçen tümenler, ancak akşam saatlerinde Rus savunma hatlarına ulaştı. Gece saatlerine kadar devam eden saldırılara rağmen Sarıkamış alınamadı. 9. Kolordu Komutanı Çerkezköyü mevkiinde harekâtı durdurdu. Birlikler geceyi açık arazide geçirirken ordunun taarruz gücü ve morali alt üst oldu. 26 Aralıkta yapılan ikinci hücum şehrin kuzey hatlarında yoğunlaştı. Yukarı Sarıkamış mevzilerine girilse de şehir yine alınamadı. 29 Aralık’ta son bir hücum yapılırken 9. Kolordu büyük kayıplar vererek savaş kabiliyetini yitirdi. 10. Kolordu’nun taarruzundan da sonuç alınamadı. Ruslar Bardız geçidini ele geçirince Enver Paşa zafere olan inancını kaybederek komutayı Hafız Hakkı Bey’e devretti ve bölgeden ayrıldı. 9. Kolordu’ya bağlı 1.200 asker esir edilince, 4 Ocak 1915’te orduya geri çekilme emri verildi. Harekât sona erdiğinde iki taraf da ağır yaralıdı: Ruslar, yaklaşık 32.000 kayıp veridi. Türk ordusunun şehit, yaralı, hasta, kayıp ve esir olmak üzere toplam kaybı 90.000’e ulaşıyordu. Ordu’nun 9.000’e düşen mevcudu yeniden teşkilatlanmaya bağlı olarak bir hafta içinde ancak 21.351’e çıkarıldı.      

Sarıkamış Harekâtı’na ilişkin tarihin hükmü şudur: Sarıkamış Harekâtı, seferberlikten itibaren başlayan hatalar ve ihmaller zincirinin hazin bir sonucudur. Köprüköy ve Azap muharebelerinde düşman imha edilerek tehdit ortadan kaldırılsaydı, Sarıkamış Harekâtı’na ihtiyaç duyulmayacaktı. Osmanlı askeri, askerliğin bütün icaplarını yerine getirdiği halde; ordunun sevk ve idaresinde yaşanan problemler, bu sonucu doğurdu.  3. Ordu savaş gücünü kaybettiğinden üstünlük Ruslara geçti. Elviye-i Selase ve Kafkasya’nın kurtuluşu için çıkılan yolda Doğu Anadolu işgal ve istilaya açık hale geldi. Rus ordusu, harekât bölgesinde, on binlerce Türk ahaliyi Türk ordusuna destek verdikleri iddiasıyla katletti. Taşnak Ermenilerini kışkırtarak doğu vilayetlerinde isyanlar çıkarmak suretiyle devleti ve orduyu iki ateş arasında bıraktılar. Bu sebeple önce Elviye-i Selase’den, ardından doğu vilayetlerinden yüzbinlerce insan daha güvenli addettikleri bölgelere göç etmek zorunda kaldı.

Sarıkamış Harekâtı, Birinci Dünya Savaşı’nın seyrini de etkiledi. İngiltere, Rusya üzerindeki baskıyı azaltmak ve ona yardım etmek amacıyla Çanakkale cephesini açtı. Almanlar, Avrupa cephesinde rahatlamak için Rus ordusunu Kafkasya ve Doğu Anadolu’da; İngiliz ordusunu da Çanakkale’de oyalayıp savaşı uzatma yoluna gitti.

Sarıkamış Harekâtı’na o kadar çok üzüldüm ki Allahuekber Dağları destanını yazarak gönlümü teselli edebildim. Şiir, kırk yıldır tezgahta, diyebilirim. İnsan Yükü kitabına girmedi; ikinci baskısı da yapılamadı.   Allahuekber Dağları üzerinde çok çalıştığım şiirlerdendir. En son Nazif Tunç’la çektiği Peygamber Kılıçları filmini  izleyip savaşta namaz konusunu konuşunca; şiire ‘Savaş namazlarını’ dizesini ekleyerek tamamlandığı kararını verdim.  Nazif Hoca’ya teşekkür ediyorum; bana ilham verdi savaşta namaz sahnesiyle. Şiiri, dikkatlerinize sunuyorum.

 

ALHUEKBER DAĞLARI

 

Umut bir inançtır bir sevgi

İnsan cihatta yeşerir

Yüreği çiçeklenir

Karına taş bağlatan açlığın

Toprakta kefensiz uzanmanın güzel olduğu

Sonsuzluk kapısında  

 

Namlular çözer

Bilmecelerini tağutun

Duman ve alevler

Karanlığını kovar bir çırpıda zulmün

Allahuekber dağlarında

Savaş namazları 

Kimi zaman uzak düşer sular

Toprak var siperde

Teyemmümle

Ölüme hazırlanılır

Dilinde akar askerin

Ayetler

Ve dualar

Uzak düşer ağıtlar

Şiirin kimi çiçeklenir

Kimi filizdir baş gösterir yürekte 

Ezberlenmeden yiter

 

Cihat yap denize at

Şehit gözleri Mekke Medine

Kara yazılmış naaşı güzel askerlerin

Beyaz kelimeler uçurur

Hilal hac kavgasının kanlı koynundan

Artık cennetten bir köşedir toprak

 

Mustafa Yürekli

Erzurum, 1984



Bu yazı 10270 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
Henüz anket oluşturulmamış.
YUKARI