Bugun...
TAHA’NIN FAZİLET SERENCAMI ve ÜSTAD SEZAİ KARAKOÇ


Necip Yılmaz
 
 

facebook-paylas
Tarih: 22-05-2022 01:51

Dört melek ve Kur’an’la

Dirildi Taha

Onulmaz bir ölümle

Kavuran bir felçle

Öldüğü halde

Dört melek ve Kur’an’la

Dirildi Taha Cebrail’le

Mikail’le Üç Sûr ve İsrafil’le

Azrail’le bile Dirildi Taha

… …

Hamd olsun dedi hamd olsun

Yeniden oldum hamd olsun

Bu dağdır hamd olsun

Bu yaz bu insan hamd olsun

Bizi yaratana

Sonra öldürüp

Yeniden yaratana

Sonra tekrar öldürecek olana

Şu dünyanın çiftçisi yapana

Yeri göğe donatana

Cehennem’e ve Cennet’e

Belli bir işaret koyana

Hamd olsun

 

Taha’nın Kitabı, Sezai Karakoç

 

Üstad Sezai Karakoç, tarihe, güne ve zaman ötesine adanmış sözler bırakarak 16 Kasım 2021 Pazartesi günü ebedi âleme göçtü. Vefatı medyanın değişik yelpazelerinde gündeme getirildi. Cenaze namazı canlı yayınlandı. Yazılı, görsel birçok yayın kuruluşunda yaşamı, şiiri, fikirleri hakkında birçok kimse tarafından açıklamalar yapıldı. Devlet yetkilileri de övücü sözlerle onu anlatmaya çalıştılar. Medyanın birçok kesiminde onun sadece Monna Rosa şairi olarak tanıtılma gayreti ön planda gibiydi. Zamana izler bırakmış birçok şair, filozof ve âlimin tek bir yönünün ön plana çıkarılması genel bir bakış açısıdır. Kim neyi önemsiyorsa onu gündeme getirir çoğunlukla. Bazen bu durum bir düşünürün gerçek kimliğini gizleme gayretinde de görülür. O düşünürün esas yönü ele alınmak yerine, çok ilgisiz ve alakasız bir yönü gündeme getirilir. Ve bununla o düşünürün kitleler üzerindeki etkisi azaltılmaya çalışılır, önemsizleştirilir. Bu tavır Sezai Karakoç’un vefatının ardından da kısmen gerçekleşti denebilir. İstisnalar hariç onun gerek sanat ve edebiyat ve gerekse çağdaş İslam düşüncesindeki önemi üzerinde duran çok az kişi oldu. Bir şair, yazar ve düşünür hakkında doğru bir düşünceye sahip olabilmek için onu bütün yönleri ile ele almak gerekir. Biz burada özellikle genç okuyucular için bir ufuk turu yaparak onun yayınlanmış tüm eserleri merkezinde bir hatırlama pusulası olacak bazı ipuçlarına değinmek istiyoruz.

Üstad Sezai Karakoç ile yollarımızın kesişme noktası ile ilgili birkaç hususa da değinmem yerinde olacaktır. Lise yıllarıydı. Rize İmam Hatip Lisesi’nde okuyordum. Bir arkadaşımın vasıtasıyla o çocukluk dönemimizde yayınlanan çocuk dergilerinden haberdar oldum. Dergilerde hem bulmacalar oluyor hem şiirler, hikayeler, masallar yer alıyor, hem de bazı şair ve yazarlar hakkında bilgiler veriliyordu. Dergileri takip etme bende okumaya karşı bir ilgi meydana getirdi. Gördüğümüz Türkçe ve edebiyat derslerinde şair ve yazarların eserleri hakkında verilen bilgiler de bu ilgiyi pekiştirdi. Zaman zaman kitapçılara gidiyor, kitapları inceliyor, dergilere bakıyor, ilgimi çekenleri eğer harçlığım yeterse satın alıyordum. Bir ara tarihe merak sarmıştım. Yıllar Boyu Tarih adıyla bir dergi çıkıyordu. Uzun süre onu takip ettim. Babam iyi bir gazete okuyucusuydu. Ona da bu vasile ile Rabbimden rahmet niyaz ederim, mekânı cennet olsun. Babamın takip etiği gazeteleri de okumaya çalışıyordum. Gazetelerde çıkan kitap ve dergi reklamları da ilgimi çekiyordu. Bu vesileyle birçok dergiyi tanıma fırsatım oldu. Ahmet Kabaklı’nın çıkardığı Türk Edebiyatı Dergisi’ni de bu sayede keşfetmiştim. Bazı dergilere abone de oldum o dönemde. Tabii acı bir hatıradır bende. Bazı edebiyat dergilerini okuduğum için eleştiriler de alıyordum çevremden.

Okulda zaman zaman bazı hocalarımız Sezai Karakoç’tan bahsederdi. Bir kitapçıda Sezai Karakoç’un çıkardığı Diriliş Dergisi’ni gördüm. İnceleyince diğer dergilerden biraz farklı buldum. Zira dergideki yazıların üslubu farklıydı. Ele alınan konular ilginç geldi bana. Kitapçı da tavsiye edince satın aldım. Daha sonra zaman zaman kitapçıya giderek Diriliş Dergisi’nin yeni çıkan sayılarını takip etmeye çalıştım. Lise eğitimim süresince de Üstad Sezai Karakoç’un bazı eserlerini satın alıp okudum. Modern şiire olan aşinalığımın yetersiz olması nedeniyle şiirlerini ilk etapta anlamakta zorlandım. O dönemde sorduğum bazı edebiyat hocaları da modern şiir hakkında olumsuz bazı değerlendirmelerde bulundular. Bu yüzden modern şiire karşı mesafeli duruşumu ilk etapta aşmakta zorlandım. 1983 yılında İmam Hatip Lisesi’nden mezun oldum. Üniversite eğitimine İstanbul’da devam ettim. İstanbul’a geldiğimde o dönemde Diriliş Yayınları’nın bulunduğu Cağaloğlu’ndaki bürosuna gidip Üstad’ı ziyaret ettim. Daha sonra da her fırsat bulduğumda ziyaret etmeye çalıştım. Bazen değişik arkadaşlarla da ziyaret ediyorduk. Fakülte birinci sınıftayken hadis hocamız muhterem Prof. Dr. Raşit Küçük Bey yaz tatilinde Sezai Karakoç’un tüm eserlerini okumamızı tavsiye edince onun gerek düşünce ve gerekse sanat dünyasını biraz daha yakından tanıma imkânım oldu. Ziyaretlerim vefatına kadar devam etti. Her ziyaret edişimde yeni şeyler öğrendim. Yeni insanlar, şairler, düşünürler, milletvekilleri, bakanlar tanıdım, tartışma ortamlarında bulunma fırsatı yakaladım. Bazen öğrencilerimi ona götürüp tanıştırdım. Umutsuzluğa düşen, hayal kırıklığı yaşayan öğrencilerime onun mısralarıyla, fikirleriyle ruh aşılamaya gayret ettim. Kendisinin zamanla anlaşılacak sözler dediği ZAMANA ADANMIŞ SÖZLER adlı şiir kitabındaki:

Ülkendeki Kuşlardan ne haber vardır

Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır

Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır

Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır

Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır.

O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır

Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır

Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır

Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır

Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır

Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır

Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır

Göğsünde sürgününü çağıran bir damar vardır

 Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

mısralarıyla ölgün gönüller yeniden hayat buldu. “Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır” ifadesi ile gönüller gayretle bilendi. RUHUN DİRİLİŞİ’nin kıvılcımıyla, Kur’an’a koştu birçok öğrencim. Umutlar yeşerdi minnacık gönüllerinde. Zira Üstad büyük bir özgüvenle şöyle haykırıyordu: “İnananların çağı gelmektedir. Müslümanların yeni bir altın çağının eşiğindeyiz. Evet çok çetin engeller var. Fakat bu engelleri aşmanın şanı da büyük.” Bu muştuyla birçok öğrencim Kur’an öğrenmek için benden özel ders almak istedi.

Üstad Sezai Karakoç’u her ziyaret ettiğimizde olağanüstü ilgiyle bizleri ağırladı. İkramlarda bulundu. Zaman zaman sohbetleri cumartesi günleri akşamleyin evinde devam ediyordu. Bir süre sonra beni de evine davet etti. Cumartesi akşamları evindeki sohbetlere de katılmaya çalıştım. Eşsiz sohbetinden, ikramlarından müstefid oldum. Sezai Bey’in en önemli yanlarından biri hiç kuşkusuz cömertliğidir. Çevresindeki herkese sofrasını açar, ikramlarda bulunurdu, kuşları, kedileri de ihmal etmezdi. Bu sohbetlerde tarihi sosyolojik perspektifte bir bakış açısı sunar, realiteden hareketle geleceğe dair öngörülerde bulunurdu. Bu öngörülerin genelde doğru çıkması beni ona daha da bağladı ve hiçbir zaman onunla olan bağımı koparmadım. Daima ziyaret ettim, tavsiyelerini aldım. Üstad Sezai Karakoç tüm İslam âlemine umut aşılayan, İSLAM’IN DİRİLİŞİ’ni müjdeleyen, İNSANLIĞIN DİRİLİŞİ’ne dair de fikirler ortaya koyan, umudu yeniden var eden bir düşünürdür. Onun hayat serencamı bir fazilet koşusudur. Taha’nın fazilet koşusu birçok gönülde umut çiçeklerini yeniden yeşertmiştir. Üstad Sezai Karakoç geriye gerek hikâye gerek şiir, gerekse deneme olarak birçok eser bırakmıştır. Onu gerçek manada anlayabilmek için bu eserlerinde ortaya koyduğu bakış açılarına nüfuz edebilmek, şiirlerinde kullandığı imgelerin arka planlarına vakıf olmak gerektiği açıktır.

Üstad Sezai Karakoç bir düşünce sistemi ortaya koymuştur. Bu düşünce sisteminin adı DİRİLİŞ’tir. Diriliş İslam kültür ve medeniyetinin çağın koşullarında yeniden ayağa kalkması, her alanda varlığını ortaya koymasının adıdır. Bu anlamda diriliş öncelikle bir muştudur. DİRİLİŞ MUŞTUSU aynı zamanda insanlığında kurtuluşu için de bir işaret fişeğidir. Zira “gönüller birliğini muştu kuracaktır. Korku da bir birlik kurar, fakat bu birlik geçici bir birliktir.” Bu dirilişi gerçekleştirecek bir nesle ihtiyaç vardır. Bu nesil diriliş neslidir. Çağımız insanlığın alınyazısı olan bir nesli beklemektedir. Bu nesil elbette gelecektir. “İnkâr, red ve tanımama, her diriliş hareketine yöneltilen ilk silahtır. Fakat kabuğunu zorlayan bir tohum gibi her şarta karşı, o büyüyecek, serpilip gelişecektir.” Bunun için bir değer ortaya konması gerekir. “Daima başkalarını eleştirerek bir yere varılamaz. Çünkü daima başkalarını eleştirmek, başkalarını yaşamaktır aslında.” ‡ Bunun için temel ilke “ne hile ne pasiflik, ne reklam ne de propaganda” olmalı, “tek tek çoğalmak, durmadan bilinçlenmek, bilinç kılıcını durmadan bilemek”, tek kişi kalınsa da asla yılgınlık göstermemek gerekir. Hayatta insanın karşısına onu meşgul eden birçok şey çıkar. Diriliş eri bunlara takılmamalıdır. Çünkü “sermayeyi, eşyayı, malı, parayı, ünü putlaştıran kişi özgür değil, köledir.”

Hayatta değişen ve değişmeyen şeyler vardır. Değişenler zamanın koşullarına göre şekillenir. Bazı şeyler ise asla değişmez. İman ilkeleri bunların en başında gelmektedir. Aynı şekilde diriliş erinin de değişmez hayat ilkeleri olmalıdır. Bu ilkeler DİRİLİŞ NESLİNİN AMENTÜSÜ’dür bir anlamda. Bunlardan bazıları şu şekilde ifade edilebilir. Ancak Allah’a inanan insan özgürdür. İnsan boyuna zincir atan, takan eşyadan ve öteki insanlardan, insanların tanrılaştırdığı kişi ve eşyadan insanı ancak Allah kurtarır. İnsanı ancak Allah özgür kılar. Tanrısızlığın karanlığında ruh daralır, boğulur. “Tarih her konuda süreklidir. Bu dünya hayatının yapısı gereği. İnançsızlık sürdüğü gibi inanç da sürüp gidecektir.” Bu anlamda “Mü’minin görevi Amentüyü bir ilaç prospektüsü gibi ezberlemek değil, acı gibi gelse de ilacı içer gibi onu ruhuna geçirmesidir, onunla ruhunu özdeşleştirmesidir, ruhunu amentüleştirmesidir.” Ekonomi bir amaç değil bir araçtır. İnanç, düşünce ve sanat, ekonominin değil; ekonomi, inanç ve düşüncenin aracı ve sonucudur. Adam Smith’le Marks aynıdır. “İkisi de insan egosunun putunu özenle tarihin içinde heykelleştirmekten, insanlığın sırtına bu ağır putu yüklemekten başka bir şey yapmamışlardır.” Diriliş nesli, Doğuyu Batıyı bilmeli, eski uygarlıkları derinlemesine incelemeli, geçmişteki büyük İslam yaşantısına hayran olmakla yetinmemeli. O yaşantıyı bugün de gerçekleştirmeyi bir görev bilmelidir. Bunun için diriliş eri “inşa ediciler, ibda ediciler yetiştirmeyi, namaz gibi, oruç gibi kutsal bir borç bilmek zorundadır.” Diriliş eri alpinisttir. O “inkâr, red ve kara alışkanlık pürüzlerini kıra kıra bu dik yamaçtan dağın tepesine, temiz havaya ve güneşe yükselecektir. Bütün o çekilen sıkıntılar, korkular, bu sevinç ve güvenlik içindir.”

Hayatta her şey bir GÜNDÖNÜMÜ gibi iyiden kötüye, kötüden iyiye doğru bir yöneliş içindedir. Diriliş için çabalayanlara, Diriliş Gençliği’ne selam olsun. Nefsine değil ruhuna selam olsun. Müslüman İSLAM’ı öyle sağ ve diri; canlı yaşamalıdır ki onu öldürmeye gelen bile onda dirilebilmelidir. “Çünkü İslam uyandırır, zekâyı işler hale getirir, sonra kendini teklif eder ve bir insanla, kendini takdim ve teklif eder.” Ezanla ruhlara can üflenir. Ezan, içi sevgiden titreten bir ahenk … Ezan, nurlu bir yüz, iyilik ve merhamet, güneşlik bir bahçe.” Her MAKAMDA ayrı bir ahenk vardır. Ezan dirilişe, hakikate bir çağrıdır. Her şey eskir ama “hakikat eskimez.” Her Ramazan’da tüm kâinat arşa yükselen ezan sesleriyle vecde gelir ve SAMANYOLUNDA ZİYAFET gerçekleşmiş olur. “Nur taneleri yakuttan damlalardır oruç ayında. Ve asmalardaki salkımlar, cennetten iniyor dünyamızın deniz görünümlü atmosferine.” Hayat aslında YİTİK CENNET’i arama koşusudur bir anlamda. UNUTUŞ VE HATIRLAYIŞ’tır. Diriliş çizgisini gözleme, izini izlemedir. Bir VAROLMA SAVAŞI’dır. Dinç ve diri olabilmek için KIYAMET AŞISI’na ihtiyaç vardır. Zira erdemler günbegün kaybolup gidiyor. “Müslümanlar bir bakıma her şeylerini kaybettiler. Yalnız utangaçlıklarını yitirmediler.” DİRİLİŞİN ÇEVRESİ’nde olmak, erdemleri yaşatmada, tarihi değerleri korumada yeni ufuklar açacaktır. Bu anlamda “Ayasofya’yı açmak, çağın kördüğümünü, İskender’in kılıcı gibi biçmek olacaktır.” Diriliş ilhamı, ÇAĞ VE İLHAM’ı daha derinden kavramayı sağlayacak, FİZİK ÖTESİ AÇISINDAN UFUKLAR VE DAHA ÖTESİ’ne dikkatleri yöneltecektir. GÜN SAATİ’ni takip eden diriliş eri FARKLAR’ın bilincini kuşanıp SÜTUN ve SUR geçitlerinden geçerek kurtuluş vadisine erişecektir. İslam toplumlarının TARİHİN YOL AĞIZINDA’ki bu deprenişi dönüşmeden değişebilme ve diri kalabilmeleri için yegâne yoldur. İSLAM TOPLUMUNUN EKONOMİK STRÜKTÜRÜ vahşi kapitalizmin pençelerinden tüm insanlığı esenliğe eriştirecek, ÇAĞDAŞ BATI DÜŞÜNCESİNDEN, BATI ŞİİRLERİNDEN yararlanma dışımızdaki dünyayı daha yakından kavramayı sağlayacak, EDEBİYAT YAZILARI sanat, edebiyat ve düşünce dünyasının derinliklerine inebilmeyi mümkün kılacak, MEYDAN ORTAYA ÇIKTIĞINDA, PİYESLER yaşanan acıları zihinlerde daha da belirginleştirecektir. Diğer yandan YUNUS EMRE, MEVLÂNA, MEHMET AKİF gibi şairler, yazarlar, mütefekkirler topluma ruh üfleyen birer ARMAĞAN’dırlar. Onların DÜŞÜNCELER’inden istifade etmek, YAPI TAŞLARI VE KADERİMİZİN ÇAĞRISI’na kulak vermek gerekir. Maddenin zehirleyici dumanında boğulan ruhların İSLAMIN ŞİİR ANITLARINDAN soluk alıp çağın kirlenmiş dünyasından uzaklaşarak engin vadilere doğru tıpkı Taha gibi bir fazilet yolculuğuna çıkmaları ulvi saadete erişebilmeleri için şarttır. Hayat tasarlananı gerçekleştirebilme uğraşıdır. Bunun için faziletli bir cemiyet ve devlet anlayışına sahip olmak ve bunu hayata geçirmek için çabalamak gerekmektedir. İşte acı tecrübelerden dersler çıkararak medeniyetimizi yeniden diriltmek ve bir ÇIKIŞ YOLU tüm insanlığa sunabilmek mümkündür ve gereklidir. Yoksa insanlık Nuh tufanından daha büyük bir tufanla yüz yüzedir.

GÜN DOĞMADAN neler doğar, kim bilebilir? MONNA ROSA, ŞAHDAMAR, KÖRFEZ, SESLER, HIZRLA KIRK SAAT, TAHA’NIN KİTABI, GÜL MUŞTUSU, ZAMANA ADANMIŞ SÖZLER, ÇEŞMELER, AYİNLER, LEYLA İLE MECNUN, ATEŞ DANSI, ALINYAZISI SAATİ doğacak yeni güne ulaştıracak işaret ışıklarıdır. Bunlar takip edildiğinde görülecektir ki zaman bir dirilişe gebe. Kara Yılan bile onu bekliyor:

Güneşin yeni doğduğunu sana haber veriyorum

Yağmurun hafifliğini toprağın ağırlığını

Ve bütün varlığımla kara yılan seni çağırıyorum.

Seni çağırıyorum parmaklarımdan süt içmeye

Zamana adanmış sözler bir gün anlaşılacak ve külden hisarlar inşa edecek bir diriliş nesli elbette gelecektir.

(Dr. Necip Yılmaz,  Öğrt. Üyesi, Trakya Üniversitesi.  Bu yazı Mes’ul Dergisi’nin 5. Sayısında yayınlanmıştır. Bu yayına bazı ilaveler yapılmıştır.)



Bu yazı 3224 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
Henüz anket oluşturulmamış.
YUKARI