Bugun...


SELİM İÇLİ: Türkçe Arapça ve Kürtçe Mevlidler
Arapça, Türkçe ve Kürtçe mevlid metinlerinin çoğu zaman birbirinin tercümesi ya da büyük oranda benzeri olduğu bilinmektedir. Bu durum biraz da mevlitlerin yazımında edebî kaygının olmaması ve dine hizmet düşüncesinin önde olması ile açıklanabilir.

facebook-paylas
Tarih: 04-04-2016 08:24
SELİM İÇLİ: Türkçe Arapça ve Kürtçe Mevlidler

"Mevlid" Arapça bir kelime olup "doğmak", "doğum zamanı", "doğum yeri" ve "bir sevinç sebebiyle yapılan toplantı" mânâlarına gelmektedir.1 Fakat Türk dilinde mevlid, daha çok Allah Resulü'nün (sallallahu aleyhi ve sellem) doğumu ve Süleyman Çelebi'nin (ö. 1422) yazdığı mesnevi olarak bilinmektedir. Benzer şekilde, Kürtçenin konuşulduğu yerlerde de "mevlid" denince sıklıkla Hüseyin Bateî'nin yazdığı mesnevi akla gelmektedir. En geniş mânâsı ile mevlid, dinî ve içtimaî olarak kutsal ve önemli kabul edilen günlerde Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatını anlatan şiirlerin okunduğu, Kur'ân tilâvetinin yapıldığı, ilâhîlerin söylendiği ve insanlara yemeklerin, tatlıların, şerbetlerin dağıtıldığı törenleri ifade etmektedir. Günümüzde mevlid merasimlerinin icra edilmesinin sebeplerinden birisi de, bir başarıya ulaşma veya felâketten kurtulma sevincini dostlarıyla paylaşmaya vesile olmasıdır.2 

Halk arasında yapılan dinî nitelikli hemen her cemi yete, mevlid tilâveti yapılmasa dahi, mevlid denilmesi muhtemelen meşhur olmamış bu anlama dayanmaktadır.

İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallahu aleyhi ve sellem) için sağlığında pek çok şiir yazılmış, vefatından sonra da O'nun hayatını anlatan sîret ya da siyer kitapları kaleme alınmıştır. Fakat bu şiirler ve kitaplar, edebiyat tarihi açısından mevlid kabul edilmemektedir. Yine, bazılarına göre; 'Mevlitler halk arasında meşhur olmalarına karşın ünlü divan sahipleri tarafından yazılmamış.' şeklinde bir değerlendirilme yapılsa da, kanaatimizce yapılan bu değerlendirme pek sağlıklı gözükmemektedir. Zira elimizdeki mevlid metinleri, peygamber sevgisiyle, aşkıyla yanıp-tutuşan ve onun mesajıyla insanları buluşturmak isteyen irşat ve tebliğ kahramanları diye adlandırabileceğimiz şahsiyetler tarafından yazılmıştır.3 Mevlid yazarları da edebî kaygılardan ziyade genellikle dinî hayatı şekillendirmeyi, batınî hareketlere karşı Ehl-i Sünnet düşüncesini seslendirmeyi ve toplumun kuvve-i mânevîsini takviye etmeyi gaye edinmişlerdir.

MEVLİD GELENEĞİ

Mevlid törenlerinin ne zaman başladığı tam olarak bilinmemekle beraber, bazı kaynaklar ilk mevlid törenlerinin Mısır'da Fatımiler zamanında yapıldığını ve bu kutlamaların Erbil'deki törenlerin öncüsü olduğunu aktarmaktadır.4 Bu merasimler daha çok saray çevresinde, halktan uzak, resmî ve biraz da siyasî maksatla yapılmaktaydı. Törenler sadece Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) için değil, Hz. Fatıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Ali ve devrin halifesi için de yapılırdı.

Bazı kaynaklara göre Irak bölgesinde de mevlid kutlamaları 12. yy gibi erken dönemlerde başlamıştır. Meselâ 1201 yılında vefat etmiş olan İbn Cevzi'nin "Mevlidü'l-'arūs" adlı eserinin olması, Bağdat çevresindeki mevlidlerden ve mevlid okutanın alacağı mükâfattan bahsetmesi mevlid yazma geleneğinin ve mevlid törenlerinin daha eski tarihlerde başladığını akla getirmektedir.5 Fakat bu mevlid törenlerinin mahiyeti ile alâkalı kaynaklarda çok fazla bilgi bulunmamaktadır. Bugünkü uygulamaya benzer ilk mevlid merasimleri Selçukluların Erbil atabeyi Muzafferüddin Gökbörü (ö. 1232) zamanında yapılmıştır. Genel kabule göre, bilinen ilk mevlid metni de bu dönemde hadîs âlimi İbn Dihye (ö. 1235) tarafından yazılmış, kendi devrinde de oldukça hüsnü kabul görmüştür. Bu tarihlerden sonra mevlid yazma ve okutma geleneği İslâm dünyasının doğusundan batısına hemen her bölgesinde yaygınlaşmıştır.

Mevlid okutma geleneği Osmanlı döneminde oldukça intişar etmiştir. Ulemanın ve devlet büyüklerinin de düzenlenen törenlere katıldığı kaynaklarda geçmektedir. Şeyhülislâm Hoca Sadeddîn Efendi (1599), Şeyhülislâm Yahyâ Efendi (1644) ve Şeyhülislâm Çerkez Halîl Efendi'nin (1833) mevlid okuttukları, okutulan mevlidlere katıldıkları bilinmektedir. 1700'lerde sadece Bursa'da 100'e yakın mevlid vakfının ve Mevlid-i Şerif odasının6 olduğu, 3. Murat'ın mevlid merasimlerini resmî protokol içerisine aldığı düşünülürse, bu dönemde mevlid okutmanın ne kadar yaygın olduğu anlaşılabilir.7

Mevlid geleneği ile ilgili dikkat çekici bir husus da mevlid metinlerinin yazıldığı dönemlerdir. İlk Arapça mevlidlerin Moğol istilâsı ve Haçlı saldırılarının olduğu yıllarda yazılması, ilk Türkçe mevlidin Osmanlıların 'fetret dönemi'nde yazılması ve ilk Kürtçe mevlidin bölgede Sünnilik-Şiilik tartışmalarının çokça yaşandığı yıllarda kaleme alınması ve yaygınlaşması mânâlı bulunan hususlardandır. Bu dönemlerin ortak özelliklerinden birisi de İslâm dünyasında pek çok bâtınî ve senkretik (farklı düşünce, inanış veya öğretileri kaynaştırma) hareketlerin bulunmasıdır. Bâtınî hareketler Kur'ân'ın görünen mânâlarından başka gizli mânâlarının olduğunu iddia etmekte, karma fikirlere sahip hareketler ise İslâmiyet, Hristiyanlık ve Yahudilik karışımı yeni dini anlayışları yaymaktaydı. Mevlid metinlerinde Hazreti Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) doğumu, hayatı hususiyle de hâtemü'l enbiyâ olduğu ve diğer peygamberlerden üstünlüğü vurgulanır. Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve diğer Râşit halifeler öne çıkarılır. Bu yapılırken sahabeye tazimde kusur da edilmez. Mevlidlerin ve cenk hikâyelerinin böylesine siyasî, içtimaî ve dinî karışıklıkların olduğu dönemlerde itikâdî düşünceyi beslediği ve halkın kuvve-i mânevîsini canlı tuttuğu düşünülebilir.

MEVLİD GELENEĞİ İLE İLGİLİ BAZI TARTIŞMALAR

Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) için mevlid yazma ve okutma konusunda bazı tartışmaların olduğu bilinmektedir. Mevlid yazımı ve kutlamalarını dine uygun bulan ulema, Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatından bazı örnekler sunmuştur.

Hassan bin Sabit ve Ka'b b. Züheyr'in Peygamber Efendimiz'i (sallallahu aleyhi ve sellem) övmek için huzurunda şiir okuması ve iltifat görmeleri O'nun için şiirler yazılıp okunabileceğine delil kabul edilmektedir.8Yine Efendimiz'in doğduğu gün olan pazartesi ile birçok önemli hâdisenin vuku bulduğu kabul edilen aşure gününü oruçlu geçirmesi bazı zaman dilimlerinin Allah'a (celle celâluhu) şükrün bir ifadesi olarak kutlanabileceğini akla getirmektedir. Yukarıda zikredilen hâdiseler ve diğer deliller mevlid geleneğinin aslının dinde olduğunu göstermektedir. Ebu Şâme (1267), İbnü'l Cezeri (1350), İbn Hacer el-Askalani (1449), İbn Hacer el- Heytemi (1566), Kastallânî (1517), Suyuti (1505), Ali el-Kari'de (1605) mevlid okutma ve mevlid merasimi düzenlemenin güzel bir uygulama olduğu kanaatindedirler. İbn'l Arabî (1239), İbn Kesir (1373) ve es-Sahâvî (1496) mevlid yazan meşhur âlimlerdendir. İbn Hac, İbn Merzuk (1439), Endülüslü Başkuval, İbn Teymiyye (1328), M. Abduh ve M. Reşit Rıza gibi zatlar mevlid geleneğine değişik açılardan eleştiriler getirmişlerdir.9 Bu itirazlarının bir kısmı mevlid törenlerindeki dinin ruhuna uygun olmayan davranışlar ve mevlide Kur'ân mesabesinde kıymet verilmesi ile ilgili iken diğer eleştiriler mevlid metinlerindeki tarihi hakikatlere uymayan anlatımlara yöneliktir. İbn Teymiye'nin İktizau's-Sıratı'l-Mustakim adlı eserinde mevlid gününün bayram kabul edilmesine karşı çıktığı fakat Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) doğumunun kutlanmasını hoş karşıladığı da anlaşılmaktadır.10

Cumhuriyet döneminde de mevlid ile ilgili tartışmalar devam etmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı mevlid törenlerindeki aşırılıklara itiraz etmekle beraber mevlid geleneğine hoşgörü ile yaklaşmıştır. Uzun yıllar Diyanet İşleri Başkanlığı ve Başkan yardımcılığı yapan Ahmet Hamdi Akseki (1951) de mevlidin dindeki yeri ve ümmeti Muhammed için ifade ettiği güzellikleri anlatan bir takriz kaleme almıştır. Başkanlık 2009 yılında da Bursa'da 'Uluslararası Mevlid Sempozyumu' düzenlemiş ve konunun birçok yönü ile ele alınmasını sağlamıştır. İl ve ilçe müftülüklerince her yıl geniş alanlı kutlu doğum programları yapılmaktadır.

Büyük İslâm âlimi Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin mevlide ilişkin görüşleri de tartışmaya farklı bir boyut kazandırmıştır. O, Mektubat'ta "Mevlid-i nebevi ile mi'raciyyenin okunması, gayet nafi' ve güzel adettir ve müstahsen bir adet-i İslâmiyedir. Belki İslâm'ın sosyal hayatının, gayet latif ve parlak ve tatlı bir sohbet kaynağıdır. Belki, iman hakikatlerinin ihtarı için, en hoş ve şirin bir derstir. Belki, imanın nurlarını ve muhabbetullah ve aşk-ı nebeviyi göstermeye ve tahrike en müheyyiç ve müessir bir vasıtadır. Cenab-ı Hak bu âdeti ebede kadar devam ettirsin ve Süleyman Efendi gibi mevlid yazanlara Cenab-ı Hak rahmet eylesin" 11der. Başka bir değerlendirmeye göre de, Peygamberimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) üstün meziyetlerini, güzel vasıflarını, ahlâkının eşsizliğini, hayatını ve mucizelerini anlatmak ve nihayet, O'nun şefâatine sığınmak, salât ü selâmlarla O'na (sallallahu aleyhi ve sellem) yönelmek mendup sayılabilir. Çünkü bütün bunlar formül olarak ortaya konmamışsa da hepsinin aslı dinde vardır.12

KÜRTÇE MEVLİDLER

Kürtlerin yaşadıkları ve İslâm ile tanıştıkları bölge ilk mevlid kutlamalarının yapıldığı, ilk mevlid metinlerinin yazıldığı yerlerdendir.13 Buna karşın bilinen ilk Kürtçe mevlid çok sonraları Hüseyin Bateî tarafından 1467 yılında yazılmıştır. Bateî mevlidinin haricinde 7'si Zaza lehçesi ile yazılmış, yaklaşık 30 Kürtçe mevlidin olduğu tahmin edilmektedir. Bugün halk arasında en meşhur olanının Bateî mevlidi olduğu gözlenmektedir.

Hüseyin Bateî'den sonra yaklaşık 30 adet Kürtçe mevlid kaleme alınmıştır. Şeyh Mehmet Emin Hayderî, Ahmet Nâs (Zinerğî Hoca), Hasan Fırfeyli, Molla Ali Ezdârî, Molla Muhammed el-Nursî, Molla Burhan el-Hedbi, Molla Silêman Kurşun, Muhammed Sirâcuddin, Seyyid Abdurrahman, Molla Bedrettin ve Molla Zahid, Kurmançî lehçesi ile mevlid yazan şairlerdendir. Molla Kamil Pûhi, Molla Muhammed Ali Hûnî, İmam Ahmet Hâsî, Muhammet Kavarî, Osman Babiş, Osman Esad Efendi ve Molla Muhammed Muradâni, Zaza lehçesi ile mevlidlerini kaleme almışlardır.14 Büyük Kürt âlimi Ahmed Hani'nin 1700'lü yıllarda Kürtçeye tercüme ettiği Süleyman Çelebi'nin mevlidi de Kürtçe mevlidler arasında zikredilmektedir.15

Bateî, Şafii âlimlerindendir ve medrese mensubudur. Mevlidinin edebî özelliklerinin yanında, Kürtçede ilk olması da halk arasında bu metnin yaygınlaşmasını kolaylaştırmıştır. Medreselerde ve Kur'ân kurslarında Kur'ân'dan sonra "sıra kitaplarından" birisi olarak Bateî mevlidinin okutulması, bu eserin yaygınlaşmasına ciddi katkı sağlamıştır.16

HÜSEYİN BATEÎ VE MEVLİDİ

Kaynaklarda Bateî'nin 1417–1495 yılları arasında Hakkâri çevresinde yaşadığı bilgisi vardır. Şırnak ili Beytüşşebap ilçesi sınırlarında olan Bate köyünde dünyaya gelmiştir.17 H. Bateî'nin ismi konusunda farklı bilgiler vardır. Müsteşriklerden Jaba ve tarihçi İzady, Bateî'nin isminin Ahmet olduğu kanısındadır.18 Bugün Diyarbakır'da yaygın olarak satılan mevlid kitaplarında ise, Hasan Ertûşi ismi kullanılmaktadır. Fakat genel kanaat isminin Hüseyin olduğu yönündedir.19 Şiirlerinde "Bateî" mahlasını kullanmıştır. "Ertûş" aşiretine mensup olduğundan "Ertûşî" nisbesinin kendisine yakıştırıldığı düşünülebilir.

Küçük yaşlardan itibaren ilim meclislerinde bulunan, ilk eğitimine ağabeyinin hocalık yaptığı köyde başlayan Bateî, 15 yaşına kadar burada eğitim almıştır. Sonrasında Hakkâri ve Bahçesaray'da (Müks) medrese derslerine devam etmiştir. Bahçesaray'daki medrese bazen 300 öğrencinin eğitim aldığı dönemin büyük bir medresesi idi.20 Musul, Erbil, Dohuk gibi yerlerde de medrese eğitimi görmüştür. Dini ilimlerin yanında edebiyat ve tıp sahasında da kendini yetiştirmiştir. Mevlidinden başka Divan'ı ve klasik dönem Kürtçesinin zirvesi kabul edilen Zembilfiruş adlı mesnevisi meşhurdur.21 Bahçesaray'da medrese hocalığı yaptığı dönemde çığ altında kalarak vefat etmiştir. Kabri doğduğu köyde halen ziyaret edilmektedir.

Bateî Mevlidi, bölüm arası şeklinde düşünülebilecek salâvatlar ile beraber yaklaşık 580 beyitten oluşmaktadır. Günümüz medrese hocaları bu metnin diğer Kürtçe mevlidlere göre daha edebî olduğunu söylemektedirler. Mısralardaki ahenk ve ritim özelliğinden dolayı bölge halkı arasında hüsnü kabul gören bu mevlid, Bediüzzaman Hazretleri'nin bir dönem yakın arkadaşı olan Ahmet Ramîz tarafından 1905 yılında Kahire'de, 1908'de ise İstanbul'da basılmıştır.22 Bateî Mevlidi bölgede kendisinden sonra yazılan hemen bütün mevlitlere kaynaklık etmesi ve ilham kaynağı olması açısından da önemli bir eserdir.23

Bateî Mevlidi Allah'a (celle celâluhu) hamd ve Kâinatın Efendisi'ne (sallallahu aleyhi ve sellem) salavat getirilmesini isteyen Tevhid ve Na't kısımlarıyla başlar. Sonraki beyitlerde mevlid okuyan ve okutana verilecek mükâfatlar, Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem), Hz. Ebubekir (r.a) ve Hz. Ömer'den (r.a) gelmiş nakiller şeklinde sunulmuştur. Bu beyitlerde mevlide önem verenlere Hz. Peygamberin kıyamet günü şefaatçi olacağı, bu insanların Kevser'den içeceği ve mevlid için harcanan her bir dirhemin fakire verilecek altın bir dağ kıymetini alacağı anlatılmıştır. Yine mevlidin önemini vurgulamak için yazılan beyitlerde mevlid okunan yerde bulunan kişinin Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile haşr olacağı, mevlid okunan yerin belalardan korunacağı ve üzerine mevlid okunan yiyeceklerin bereketleneceği gibi kanaatler seslendirilmiştir.24

Mevlidin sonraki beyitlerinde anlatılan bazı konular şunlardır: Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) nûrunun her şeyden önce yaratılması; Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali'nin faziletlerine vurgu, Hz. Âdem'in yaratılışı, Cennet'e yerleşmesi, Hz. Âdem'in dünyaya gönderilmesi ve Hz. Peygamber'in 20 nesil öncesine kadar olan dedeleri, Abdullah'ın yaratılması, Hz. Peygamber'in nurunun babasına geçişi ve babasının başından geçen olağanüstü hâdiseler, bir kısım din adamlarının Şam'dan Mekke'ye gelip Hz. Abdullah'ı öldürmek istemeleri, meleklerin bu kişileri öldürmesi ve Hz. Amine'nin babasının bu hâdiseyi görüp kızını Hz. Abdullah ile evlendirmeye karar vermesi, Hz. Abdullah ile Hz. Amine'nin evlenmesi ve Hz. Abdullah'ın vefatı, Hz. Amine'nin Hz. Peygamber'e hamile kalması, Hz. Amine'nin doğum esnasındaki durumu ve gördüğü hâdiseler…

Merhaba bahirlerinde de Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) doğumu esnasında ve doğum sonrasında görülen harikulade hâdiseler anlatılmaktadır. Bu bölümde şu konular işlenmiştir: Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) doğar doğmaz secde etmesi, bir bulutun gelip onu alması tekrar geri getirmesi, Abdulmuttalip'in Hz. Peygamber'in doğumundan sonraki sabah gördüğü hâdiseler, Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) sütanneye verilmesi, Halime'nin Hz. Peygamber'i alması ve kervanın Mekke'den ayrılması, Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) sütannesinde iken görülen olağanüstü hâdiseler, Halime'nin Hz. Peygamber'i Mekke'ye geri getirmesi… Son kısımda da dua bulunmaktadır.25

İhtiva ettiği konular açısından Süleyman Çelebi'nin mevlidinden farklılıklar taşısa da metnin birçok yeri ve anlatım üslubu Çelebi'nin mevlidi ile paralellik arz etmektedir. Vesilet'ün Necat'ta var olan Miraç mucizesi, Hz. Peygamber'in vefatı ve Hz. Ebu Bekir'in (r.a) imamlığı, Hz. Muhammed'in mucizeleri (yaklaşık 70 mucize anlatılmaktadır), hicreti, Risâlet'i gibi konular Kürtçe mevlitte yoktur. Bu mevlitteki Merhaba bahri S. Çelebi'nin Merhaba26 ile başlayan bahirlerine oldukça benzemektedir.

Arapça, Türkçe ve Kürtçe mevlid metinlerinin çoğu zaman birbirinin tercümesi ya da büyük oranda benzeri olduğu bilinmektedir. Bu durum biraz da mevlitlerin yazımında edebî kaygının olmaması ve dine hizmet düşüncesinin önde olması ile açıklanabilir.






YORUMLAR

Kadri Erdogan
06-04-2016 10:02:00
Ahmedi xani"nin süleyman çelebinin mevlidini kürtçe çevirdiği bilgisini nerde aldınız?

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
YUKARI