Hz.Peygamber’in (s.a.v.) vefatında, Mescid-i Şerif’te Hz.Ömer (r.a.) “Resûlullah ölmemiştir ve sağdır! Kim ‘Muhammed öldü’ derse, onu kılıcımla iki parça ederim!” deyince, Hz.Ebû Bekir (r.a.), “Kim ki Muhammed’e (a.s.m.) tapıyorsa, bilsin ki Muhammed (s.a.v.) ölmüştür. Kim ki Allah’a ibadet ve kulluk ediyorsa, bilsin ki Allah, Hayy’dır, ölümsüzdür.” diyerek ona cevap vermişti.
İnsan, sağlam bir dayanağa[1] ömrü boyunca muhtaç bir varlıktır: Mensubiyet ve aidiyet konusunda beliren bilinçten canımız pahasına vaz geçemeyiz. Bu bilincin sağladığı üstünlük sayesinde sahtelik gözümüze hemen batacaktır. Hakikatin dışında dayanaklara sırtını verenler, sahtelerden korunamazlar.
Dolayısıyla hakikatten işaret taşıyan şiirle açık tuttuğumuz bilinç, tüm seçmelerimize (kabullerimize ve retlerimize, kimlerle birlikte olduğumuza ve kimlere karşı çıktığımıza) ışık tutmaktadır. İşaretlerin kendi başlarına değeri olmadığını biliyoruz. İşaretler, okunursa değerlenir. İşaretlerin neye işaret ettiğini bilmek okuyana düşer. Gerçek şair ile şiir okuyucusu tam burada, bilinçlerini hakikate açma çabasında buluşur.
Bu bağlamda şiirin de bilgi gibi teçhizat olduğu söylenebilir; şiirin tedarikiyle bilinci hakikate açılanlar, kimin neyi reddedip neyi kabul ettiğini, kimin kiminle niçin zıtlaştığını anlamayanlara acıyarak bakmakta haklıdırlar. Aymazlığa düşmeme çabası dışında, şiir, uyku hapına; şair de bir şarlatana dönüşecektir. Çünkü kitlelerin, pekişmiş kanaatleri vardır; kitlelerin sözkonusu hazır kanaatleri, okumadan uzak, yüzeysel algılardan ve kolay, ucuz, hızlı izlenimlerden oluşur.
Duygularımız düşüncelerimizle iç içe olduğu için insana özgü duyarlığa etki alanını uyuyanlar, aymazlar (kitle) değil, ayıklar, aydınlar (münferit zevat, arifler, salihler, salih şairler) açar. Şairler mensubiyetleri ne kadar aidiyetlere dönüştürme mahareti gösterdilerse işlerini o kadar ileri götürme imkânı bulmuşlardır. Şair ile okurun bilinç durumları mensubiyet ile aidiyete arasındaki o köprüde belirlenmektedir.
Şiirin etki alanında varlık gösteremeyen, hayat bulma, canlı kalma imkânını, bilinçlerini hakikate açma çabası güdenlere katılıp cemaat ruhunda aramayan ve nasibi hususunda tevekkülü istikamet bilmeyenin elbette düşüncede yol alması muhaldir.
Tavır, tutum ve davranışlarının dayanağı hakikat ve çevresindeki düşünceler değil de intibaları olanlar, selâmeti, üstün sayıp dayandıkları yerlerin talimatında arayacaklardır.
[1] Aynı gerçeği dile getiren “Adama dayanma ölür, duvara dayanma yıkılır (ağaca dayanma kurur).” atasözünü söyleyen, Allah’ın dışında alınan destek ve yardımın göreceli olduğunu ya da sürekli olmayacağını dile getirip insan, yapacağı işlerde başkalarının yardımına ve desteğine değil, öncelikle Allah’a, sonra da kendi gücüne, bilgi ve becerisine dayanmalı ve güvenmelidir, der.


İstanbul Üniversitesi'nde İslam Tarihinde Kanun ve Siyas..
DİRİLİŞÇİ ŞAİR MOLLA CAMİ
Sulama kanalları GAP'ın verimli arazilerine hayat veriyo..
MUHAMMED ERSİN TOY: Camilerde Elektronik Bağış Sistemine Geç..
Türkiye’de Yabancı Dille Öğretim
Antalya Diplomasi Forumu'na 150'den fazla ülkeden ka..
İslam İşbirliği Teşkilatı genelgesi Resmi Gazete'de..
Türk Kahvesi - Dr. Mehmet Genç
NİZAMETTİN YILDIZ - SOHBET
İSLAM SİYASET DÜŞÜNCESİNDE İBN'ÜL MUKAFFA - YÜKSEL KANAR
İSLAM SİYASET DÜŞÜNCESİNDE HZ. ALİ - YÜKSEL KANAR
MUSTAFA YÜREKLİ - ADINI SÖYLEYEMEDİĞİM ÇİÇEK
Görmez'in İran'daki Vahdet Konuşması
Görmez'in Sultanahmet Hutbesi
15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNDE HALKIN DEVLETE SAHİP ÇIKIŞI
SEZAİ KARAKOÇUN KİTAPLARI
ÖMER NASUHİ BİLMEN' 27 MAYIS CUNTASINA EYVALLAH ETMEDİ
MEHMET AKİF'İN VEFATINDAN ÖNCEKİ SON FOTOĞRAFLARI
Ayetler
2015'de Aramızdan Ayrılanlar
NECİP FAZIL KISAKÜREK FİLM AFİŞLERİ 