20. yüzyıl İslam tarihinin en karanlık, en bunalımlı, en kıyıcı çağıydı..
21.yüzyıla girerken, İslam ülkesi ve İslam milletinin kuzey Batı’daki kalesi olan Anadolu’nun cefakar çocukları, bugünkü düzeyine, her türlü baskıyı, kıyımı, acıyı göze alıp omuzlarındaki sorumluluğun bilinciyle hareket edenlerin yürekli adımlarıyla ulaştı.
Bugün, sıkı sıkıya sahip olduğumuz, taşımaktan ve daha da yüceltmekten onur duyduğumuz değerler hazinesinde, yürekli Anadolu Müslümanlarının emeğinin, kanının, terinin ve gözyaşının pırıltıları var.
Batı’yla kader birliği yapıp emperyalizmin eli altında duran Batıcı aydınlar, Anadolu Müslümanlarının yüklendiği sorumluluğa gözlerini kapayanlar ya da topluma ait bir varlık olmanın yüklediği görevleri yerine getirecek inanç, bilgi, düşünce, ahlak ve cesaretten yoksun olanlar, etiketleri ve kariyerleri ne olursa olsun, içinde yaşadıkları toplum için hiçbir değer ifade etmiyorlar.
Ülkemiz, Batı emperyalizminin, kölece bağımlılaştırdığı ve halkın, bir avuç işbirlikçi bürokrat ve para babası ile birlikte faşizmin boyunduruğu altına alındığı, on yılda bir cuntaların tezgâhlandığı, güçsüz düşürülmüş bir ülke.
Böylesi bir ülkede, baskının, sömürünün, aşağılanmanın insanlar için bir yazgı olmaması için, toplumun ileri görüşlü kesimlerinin, bu sömürü ve zorbalıktan kurtuluş ve bağımsızlık davasının bilincinde olanların daha bir tutarlılıkla, özveriyle halkının yanında tavır almaları gerekiyor.
Oysa, kendilerine ''aydın'' diyenlerin Batı’ya bağımlı pratiği, ülkemizde durumun tam tersi olduğunu gösteriyor: “Aydın”larımız, taşıdıkları sıfatın gerektirdiği bilinç ve özgürlükten yoksun olduklarından, düşüncede tutarlılık, topluma öncülükte özveri ve cesaretten yoksunlar. Hep sığ sularda yaşamak istiyorlar; dünyadaki her sömürge toplumda olduğu gibi ülkemizde de sömürge aydınları, egoist, materyalist, hedonist, pragmatist ve oryantalist eğilim içindeler.
Her darbe sonrası baskı dönemi, Batıcı aydınları eğip-büküyor, kılıktan kılığa ''döndürüyor''. Fırtına koptuğunda Batıcı aydın korkusuz, çünkü kaçıp saklanabilecekleri, sığınabilecekleri bir limanları sürekli var: Üniversiteler, medya ve sivil asker bürokrasi.. Hatta Batıcı aydınlar, kendilerine, baskı dönemlerinde çekilip korundukları, küçük, yapay dünyalar yaratıyorlar; üstelik bu yetmiyormuş gibi esen rüzgarlara direnmek isteyenleri de bu yapay dünyalarına davet ediyorlar. Batıcı aydınlar, ellerinde bulundurdukları imkan ve yetkilerle hiçbir zaman yalnız kalmıyorlar..
Zulüm karşısında tarafsız olamaz insan; zulüm içinde tarafsızlık, mazluma ihanet, zalime destek olur. “Tarafsız” kalabilmeyi fetişleştirip, saçma bir “objektiflik” anlayışıyla Batı’nın dikte ettirdiği bilim paradigmalarını, Avrupa merkezli sosyal bilim anlayışını dayatan kuramları, Batının tükürdüğü dillere pelesenk olan kavramları, sosyalizm, liberalizm, muhafazakarlık ve milliyetçilik gibi Batıcı düşünceleri, kendi özgün kavramları, kuramları ve düşünceleriymiş gibi bayraklaştırmak onursuzluğunu gösterenler de oluyor.
Böyle anlarda tarafsızlığın aslında taraf tutmak, emperyalizmin elinin altında durmak olduğunu unutmaya ve unutturmaya çalışarak, suların durulacağı günleri bekleme eğilimi iyice yaygınlaştı. Sırça köşklerinde oturup beklerlerken, hep gelecek günlerin, ucuz kahramanlıklarla popülizmlerini tatmin edecek günler olacağını hayal ediyorlar.
Güçsüz düşürülmüş, baskı ve işkence altında yaşayan yoksul halkın, gözü, kulağı, dili olmaları gerekirken, kör, sağır, dilsiz rolü oynayan Batıcı aydınlar, kendilerine belki “aydın” diyebilirler ama Müslüman halkın gözünde böylelerinin hiçbir değeri yoktur.
Aydın olma misyonundan çok uzak ama aydın sıfatı taşıyan bir yığın Batıcı akademisyen, şair, yazar, sanatçı ve gazeteci, Müslüman halka ve halkın Batı karşısında haklı mücadelesine ne kadar zarar verdiklerini, baskı dönemlerinde yılgınlık tohumları saçtıklarını, Batıcı resmi ideolojiyle aynı sesi veren bir koro oluşturduklarını görüyoruz ama bunu yadırgamıyoruz.
Çünkü Müslüman, erdemli, yurtsever ve cesur olmanın, hakkı, hakikati ve adaleti savunmanın hiç de kolay olmadığı, bunun bile bir bedelinin olduğu ülkemizde, aydın olmanın da yüklüce bir bedeli var. İslam ülkesinin bütün köşelerinde ana sorun olan aydın ihaneti, aydın olmanın bedelini göze alamamaktan kaynaklanıyor.
Halk ile egemen azınlık Batıcı seçkinleri birbirinden ayıran uçurum, her gün biraz daha derinleşirken, aradaki köprüler de birer birer atılıyor. Batıcı aydınlar da hâlâ arada duran köprülerden biri olma isteğinden kurtulamıyorlar. Batıcı tavırlarını, her şeye karşın daha fazla sinerek sürdürüyorlar.
Müslüman aydınlar, bedeli ne olursa olsun, sağlam inancın, doğru bilginin, doğru düşüncenin, erdemlerin, hakikat severliğin, adaleti savunmanın ve yurtseverliğin gereklerini yerine getirmek zorundadırlar. Aydın, tarafsız değil, taraftır; hakikate taraftır. Aydın, hakikate bağlanır, hakikati savunur ve hakikati en büyük ortak payda kılma mücadelesi verir. Aydın, Sırat-ı Müstakim’den, doğrudan, iyiden, güzelden yana olmak ve doğru bildiğini hiç tavizsiz cesurca savunmak zorundadır.
Ülkemiz aydınları istisna da olsa olumlu örnekler yaratmıştır: İstiklal Marşı’mızın şairi, milli şair Mehmet Akif Ersoy, Sultanuş Şuara Necip Fazıl Kısakürek ve Diriliş şairi, Şiir Güneşi Sezai Karakoç milletimizin iftihar ettiği aydınlardır.
Karanlık ve kıyıcı 20. yüzyılda İslam milleti, koca İslam ülkesinin farklı köşelerinde hakikat fedaisi, onurlu kalemler çıkarmıştır ve İslam milleti bu olumluluğu istisna olmaktan çıkaracak potansiyele sahiptir.
Bugüne kadar İslam milletinin bu aydın potansiyelinin açığa çıkmamış olması, Müslüman aydınların geleceğini ipotek altına almıyor. Küresel kötülük Batı karşısında Müslüman aydınlarımız, cesareti, özverisi, kararlılığı ile bütün dünya aydınlarına esin kaynağı olacak nice örnekler yaratacaklardır.
İslam milletinin ve Anadolu Müslümanlarının böylesi hakikatin yürekli sözcüsü aydınlara, dostlara gereksinimi var. Aydınlarımız, sorumluluğunun bilincine vararak küresel kötülük Batı karşısında saflarını İslam milletinden yana belirleyecek, bütün bir İslam ülkesinde bir aydın seferberliği başlayacaktır.
Aydın, ahlaken ve vicdanen Batı kaştı olmak zorundadır. Can düşmanımız, iki asırdır elini Müslüman kanıyla boyayan, işgalci, yağmacı, ezici, kıyıcı ve sömürücü Batı’ya yandaş olmak, Avrupa’nın sosyal bilimlerini esas almak, Batı düşüncesi, kavram ve kuramlarıyla düşünmek, yaşamak ve yazmak aydınca bir tavır olmayacağı gibi, halka ihanettir.
Ülkemiz aydınlarını tüm yönleriyle analiz etmek ve gerçek yerlerine yerleştirmek; dostlarını, mücadele içindeki dostluklardan seçmek zorunda olan biz Anadolu Müslümanları için önemli bir sorun. Çünkü İslam milleti olarak dostumuzu ve düşmanımızı ayırt etmek; İslam ülkesini, İslam milletini ve aydınları ile birlikte tanımak zorundayız.


İstanbul Üniversitesi'nde İslam Tarihinde Kanun ve Siyas..
DİRİLİŞÇİ ŞAİR MOLLA CAMİ
Sulama kanalları GAP'ın verimli arazilerine hayat veriyo..
MUHAMMED ERSİN TOY: Camilerde Elektronik Bağış Sistemine Geç..
Türkiye’de Yabancı Dille Öğretim
Antalya Diplomasi Forumu'na 150'den fazla ülkeden ka..
İslam İşbirliği Teşkilatı genelgesi Resmi Gazete'de..
Türk Kahvesi - Dr. Mehmet Genç
NİZAMETTİN YILDIZ - SOHBET
İSLAM SİYASET DÜŞÜNCESİNDE İBN'ÜL MUKAFFA - YÜKSEL KANAR
İSLAM SİYASET DÜŞÜNCESİNDE HZ. ALİ - YÜKSEL KANAR
MUSTAFA YÜREKLİ - ADINI SÖYLEYEMEDİĞİM ÇİÇEK
Görmez'in İran'daki Vahdet Konuşması
Görmez'in Sultanahmet Hutbesi
15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNDE HALKIN DEVLETE SAHİP ÇIKIŞI
SEZAİ KARAKOÇUN KİTAPLARI
ÖMER NASUHİ BİLMEN' 27 MAYIS CUNTASINA EYVALLAH ETMEDİ
MEHMET AKİF'İN VEFATINDAN ÖNCEKİ SON FOTOĞRAFLARI
Ayetler
2015'de Aramızdan Ayrılanlar
NECİP FAZIL KISAKÜREK FİLM AFİŞLERİ 