Bugun...
RAMAZAN, ORUÇ VE ZAMAN


Yüksel Kanar
 
 

facebook-paylas
Tarih: 12-04-2022 06:20

Her yıl Ramazan bize kutlu bir konuk olarak gelir. Dilimizde “misafir bereketiyle gelir” sözü ne kadar güzel ve sıcaktır. Ramazan da maddi ve manevi nice sayısız bereketlerle dolu olarak misafir gelir her yıl. Yahut da cömert bir ev sahibi gibi, her yıl bizi konuk olarak iklimine kabul eden odur. Biz bir konuk olarak Ramazan şehrine geliriz her yıl, berekete gark olmak için büyük neşelerle.

Bilindiği gibi Kur’an’da adı geçen tek aydır Ramazan: “Şehr-i Ramazan” şeklinde yer alır Allah Kelâmı’nda. Ve yine bilindiği gibi “şehr” kelimesi “ay” anlamındadır Arapçada. Dolayısıyla Şehr-i Ramazan tabiri, Ramazan ayı demektir. Bu anlam asıl olarak kalmak kaydıyla, aynı zamanda Şehr-i Ramazan tabirindeki şehir kelimesini, dilimizdeki kent anlamıyla kullanmak da bu anlamla çelişmez. Sonuçta her iki anlam da belirlenmiş, sınırları çizilmiş bir yapıya işaret ediyor. Bu anlamda Ramazan şehri, İslâm’ın ilk-örnek (prototip) bir toplum yapılanmasını ifade eder. Sağlam surlarla çevrili, görkemli kapıları ve burçları olan, içi binbir renkli kristallerle aydınlatılmış, güven yurdu ve huzur dolu bir şehir.

Bu şehir, Üç Aylar diye anılan, geleneğimizde gerçek bir manevi bahar mevsimi olan zaman parçasının son dilimini ifade eder. Korunmuşluk içinde korunmuşluk ve güven içinde güvenin temsilcisidir bu şehir. Adeta el-Beledü’d-Tayyibü (A’raf: 58), yani güzel ve temiz olan ülke’dir; aynı zamanda orası el-beledü’l-emin (Tîn: 3), yani güven yurdu’dur. Oraya giren, her türlü olumsuzluktan ve güvensizlikten kurtulur.

Evet, bir bakıma Kur’an’da geçen ve Ramazan’ı tamlayan şehr kelimesinin anlamı, sanki yine Kur’an’da geçen belde (şehir, yurt, ülke, memleket) kelimesiyle açıklanmıştır. Bazen o, üzerine yemin edilen (Beled: 1–2), bazen de sığınılacak güvenli bir yer olması için dua edilen bir yerdir: “İbrahim de demişti ki: Ey Rabbim! Burayı güvenli bir şehir yap. Halkından Allah’a ve ahiret gününe inananları çeşitli meyvelerle besle” (Bakara: 126). İşte İbrahim aleyhisselâmın bu duasının kabul edilmesidir Şehr-i Ramazan. O şehirde insanlar güven içindedir. Her türden ikramlarla (meyveler) kuşatılmışlardır.

Biz her yıl bu güven ve mutluluk ayına, Recep ve Şaban şehirlerinden geçerek ulaşıyoruz. Bu iki ay bizi Ramazan’a hazırlıyor, ona giden yolu gösteriyor, rotayı belirliyor. Ona girişin şartlarını öğretiyor adeta. Bu yolları birer deniz feneri mesabesindeki, Müslüman yaşantımızı renklendiren kandil geceleri aydınlatıyor. Aslını yüce dinimizin fıtrî neşvesinden alan kandil geceleri, sabahlara kadar süren ibadetlerle süsleniyor. Milyonlarca dualar yükseliyor göğe. İlk ay olan Receb ayına Regaib kandilinin ışığı altında giriyoruz. Sonra Mirac kandili geliyor. Ardından Şaban ayında, Ramazan ayına onbeş gün kala Berat kandili, güçlü ışığıyla aydınlatıyor yolumuzu. Birer manevi şenlik günleri ve geceleri olan bu kandillerde arınarak giriyoruz Ramazan Şehrinin kapısından içeri.  

Müminler “üç aylar” denilen bu zaman dilimini, Ramazan ayında bir farz olarak emredilen oruca hürmeten, tamamıyla oruçlu geçirmenin faziletine inanırlar. Peygamber Efendimizin bu konudaki uygulamalarını ve tavsiyelerini yerine getirmeye gayret ederler. Böyle bir hazırlıktan sonra girilen Ramazan ayının son günlerindeki Kadir gecesi ise, bütün üç ayları ve onların en faziletlisi olan oruç ayını taçlandıran kandildir. Kur’an’ın indirilmeye başlandığı gecedir. Artık Ramazan ayının son günlerindeki bu Kur’an aydınlığıyla aydınlanmış gönüller, bu şehrin çıkış kapısından dünyaya açılırlar. Bu müminler, bütün donanımlarını tamamlamış olarak hayatlarını bu ayda edindikleri disiplin içinde geçirmek üzere başka şehirlere, ülkelere dağılırlar. Üstlerinde Leyle-i Kadir’in gündüz aydınlığı durur hep. Yeniden konukluğa gelinceye kadar onun hatırasını hep içlerinde taşırlar.

Ramazan ayı, asıl olarak içinde tutulan oruçtan başka daha nice nice güzelliklerle süslenmiştir. Maddi ve manevi bir bolluk tarafından, bu ayda, her yanımızın çepeçevre kuşatıldığımızı görürüz. Varlık sahipleri, hayır adı altında toplanan güzellikleri daha fazla yaşamaya ve yaşatmaya çalışırlar; yoksullar veya ihtiyaçlılar ise kendilerini daha güvende hissederler, sahipsiz olmadıklarını, toplumun bir parçası olduklarını görür, anlam ve değerlerinin daha fazla farkına varırlar. Yardımlaşma, dostluk, sevgi ve saygı, Ramazan’ı simgeleyen kelimelerdir. İbadetlerin, bu ayda, daha da fazlalaşarak birer yaşam tarzı haline geldiği görülür. Bizim için bir yaşam pınarı olan Kur’an bu ayda daha çok okunarak hayatımızın temel ve uygulanır kurallarına dönüşür. İslâm’ın inanılan bir din olma yanında pratik hayatta yaşanılır bir din özelliği daha iyi anlaşılır. Peygamber Efendimizin “yürüyen Kur’an” olduğu bilinciyle, ona benzemek ve her birimiz Kur’an rengine bürünmüş birer insan olmak gayretiyle hatimler indiririz. Kur’an ziyafetlerinden geçmişlerimizi de yararlandırmak düşüncesiyle ruhlarına hediye ederiz.

Müslüman, yüzünde ve kalbinde hep bir Ramazan aydınlığı taşıyan insandır. Kalbi yüzünü, yüzü de kalbini ışıtmıştır. Düşündüğünde o ışıkla düşünür, baktığında o ışıkla görür. İçi dışına, dışı da içine benzer. Ramazan’da tuttuğumuz oruçla biz şeffaflaşırız, göründüğümüz gibi olur veya olduğumuz gibi görünür hale geliriz. Peygamberimizin “Müslüman, Müslümanların elinden ve dilinden selamette olduğu kimsedir” iltifatına lâyık hale geliriz. Dışarıdan bakan, onda İslâm’ın katıksız saf güzelliğini görür. O, bu saflığın, bu katıksız güzelliğin kendisinde somutlaştığını bilir ve bu bilinçle davranır. Dünyaya, öyle temiz bir fanusun içinden bakar.

Bu fanus Ramazan’dır. Ramazan’ı böylesine temiz bir hale getirense, onun süsü ve anlamı olan oruçtur. Oruç en temiz ve parlak bir ışık gibi o fanusu parlatır. O fanus bir anlamda da insan bedenindeki kalb gibidir. Bütün vücut ışığını ondan alır. Düşmanlıkların, kinin, acı ve kederin içeriye sızmasını engeller. İçi kir ve paslarla bulandırmaktan korur. Dışarıya da bu temizliği ve aydınlığı yansıtır. Ramazan eğer kabuksa, oruç onun içi, özü ve manasıdır. Kabuk olmadan içindeki özün korunması mümkün olmadığı gibi, korunmasız bir şekilde, her türlü kötü etkiye açık bir öz de değerini koruyamaz. Dış içi korur, geliştirir; iç de dışı güzelleştirir, parlatır.

Bugün savaşların, işgallerin, aldatmacaların, bencilliklerin her tarafı kapladığı bir dünyada Ramazan ve Orucun ruhuna, onların getirdiği iç huzuruna ve güvene ne kadar muhtacız insanlık olarak. Dünyada giderek kaybolan barışın, fedakârlığın, dürüstlüğün geri gelmesi için bu ruha ihtiyacımız var. Müslümanlar olarak bize sunulan güzelliklerin farkına vararak, onları yaşayarak, sonra da onu diğer bütün insanlara duyurarak ve yaşatarak güvenli bir dünya oluşturmak görevimiz vardır. Acıyı, hüznü, her türden kederi derinlere gömerek, yaşama sevincini ortaya çıkararak bu kararan dünyayı aydınlatmak bizlere düşüyor.    

Zaman hep dönüp dolaşıyor ve hep aynı yere geliyor. Hayat, yeni başlangıçlar bekliyor bizden, bunu bekliyor. Ramazan, içindeki paha biçilmez oruç cevherini taşıyarak hep yeniden bizi konuk olarak alıyor içine. Yeni başlangıçlar gençliğin, dinçliğin göstergesi. Maddi dinçlik yanında manevi dinçlik de öyle. Hayat bütün yönleriyle bir bütün. Yeni başlangıçlar, yeni dirilikler yeni canlılıklar getirir. Günde beş kez namazla yenilendiğimiz gibi, her hafta Cuma ile yenilendiğimiz gibi, her yıl, her Ramazan da oruçla yenileniyoruz.

Hayatın içinde bir yürüyüş, bir yolculuktur Ramazan ve Oruç. Zaman algımızı genişleten, zamanı en kısa parçalarını bile anlamlandırarak yaşatan, onu en iyiye ulaştıran bir yolculuk.



Bu yazı 4125 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
Henüz anket oluşturulmamış.
YUKARI